Bir ilişkinin niteliğini yalnızca çiftlerin birbirlerine ne kadar sevgi duydukları değil, özgür zamanlarını birbirlerine ne ölçüde gönüllü olarak ayırdıkları da gösterir. İş, ev, uyku ve diğer zorunluluklar çıkarıldığında geriye kalan zaman kişinin üzerinde en fazla söz sahibi olduğu alandır. Bu nedenle partnerlerden birinin serbest kaldığı her fırsatta diğerinden uzaklaşmayı tercih etmesi ile zaman zaman yalnız kalmak istemesi aynı şey değildir. Psikolojik açıdan önemli olan tek tek davranışlardan çok zaman içinde oluşan örüntüdür. İnsan sevdiği kişiden bağımsız faaliyetlere ihtiyaç duyabilir ancak ilişki sürekli erteleniyor, arkadaşlara, telefona, oyunlara, sosyal medyaya veya başka uğraşlara ayrılan enerjinin ardından partnere yalnızca artakalan zaman bırakılıyorsa mesele artık kişisel alan değil, ilişkide öncelik ve duygusal yatırım meselesidir.
Burada kadın–erkek ilişkilerinde sık rastlanan bir başka çatışma ortaya çıkar. Taraflardan biri sevgiyi birlikte geçirilen zamanla, diğeri ise ilişkinin zaten var olmasını bağlılığın yeterli kanıtı olarak değerlendirebilir. Bir taraf “Beni seviyorsan benimle zaman geçirmek istemelisin” diye düşünürken diğeri “Seni seviyorum ama her boş vaktimi seninle geçirmek zorunda değilim” diyebilir. Aslında iki düşünce de tek başına yanlış değildir. Problem, tarafların yakınlık ihtiyacındaki farklılığı birbirlerinin karakteri hakkında hüküm vermek için kullanmalarıyla başlar. Birinin daha fazla beraberlik istemesi otomatik olarak bağımlı olduğu, diğerinin yalnızlık istemesi de sevgisinin azaldığı anlamına gelmez. Fakat ihtiyaçlar sürekli karşılanmadığında bir taraf kendisini ihmal edilmiş, diğeri ise kontrol altında hissedebilir. Böylece başlangıçta yalnızca “Bu akşam ne yapacağız?” olan mesele zamanla “Senin hayatında benim yerim neresi?” sorusuna dönüşür.
Sosyolojik açıdan serbest zamanın görünmeyen bir iktidar boyutu da vardır. Özellikle geleneksel kadın–erkek rollerinin etkili olduğu ilişkilerde erkeğin arkadaşlarıyla dışarı çıkması, spor yapması veya kendi uğraşlarına zaman ayırması doğal bir kişisel ihtiyaç olarak kabul edilirken kadının aynı talebi kimi zaman ev ve aile sorumlulukları tamamlandıktan sonra kullanılabilecek bir ayrıcalık gibi görülebilir. Üstelik eşitsizlik yalnızca yapılan iş miktarında değildir. Alışverişi hatırlamak, aile ziyaretlerini planlamak, çocukların ihtiyaçlarını takip etmek, evde neyin eksik olduğunu düşünmek gibi zihinsel yük de kişinin fiziksel olarak boş olduğu zamanlarda bile gerçekten dinlenmesini engelleyebilir. Dolayısıyla bir çiftin ikimizin de boş zamanı var demesi, iki tarafın aynı miktarda özgür zamana sahip olduğu anlamına gelmez. Eşitlik bazen birlikte geçirilen saatleri değil, kimin kendi zamanının gerçek sahibi olabildiğini sorgulamayı gerektirir.
Psikolojik olarak daha kritik olan ise serbest zamanın bir yakınlaşma mı yoksa kaçınma alanı mı haline geldiğidir. İnsan bazen ilişkisindeki çözülememiş çatışmalarla karşılaşmamak için kendisini işe, arkadaşlara, ekrana veya sürekli yeni uğraşlara verebilir. Bu durumda kendi alanıma ihtiyacım var, cümlesinin arkasında gerçekten bağımsızlık ihtiyacı bulunabileceği gibi konuşulmayan kırgınlıklar da bulunabilir. Tersi de mümkündür. Partnerinin bütün serbest zamanını kendisiyle geçirmesini bekleyen kişi, yakınlık arzusundan çok terk edilme veya dışlanma kaygısıyla hareket ediyor olabilir. Bu nedenle sağlıklı sınırın nerede başladığını belirleyen şey davranışın kendisinden çok davranışın işlevi ve iki taraf üzerindeki sonucudur. Ayrı geçirilen zaman ilişkiye enerji, merak ve yeni deneyimler getiriyorsa bireyselliği besler, sürekli kaçış yaratıyorsa mesafe üretir. Birlikte geçirilen zaman ise gönüllü olduğunda yakınlık yaratırken zorunluluğa dönüştüğünde baskı yaratabilir.
Bu nedenle uzun süreli ilişkiler için ideal olan matematiksel bir birlikte geçirilen zaman oranı yoktur. Daha anlamlı ölçüt, iki kişinin de ilişki içinde hem istenildiğini hem de özgür olduğunu hissedebilmesidir. Bir insan partnerine, git, kendi hayatını yaşa diyebilmeli, fakat aynı zamanda onun geri dönmek ve kendisiyle zaman geçirmek istediğini de hissedebilmelidir. Çünkü ilişki iki insanın birbirlerinin bütün hayatını kaplaması değil, birbirlerinin hayatında gönüllü olarak önemli bir yer tutmasıdır. Serbest zaman bu yüzden ilişkilerin sessiz göstergelerinden biridir. İnsan zorunlu zamanını sorumluluklarına verir, serbest zamanını ise çoğu zaman gerçekten değer verdiği şeylere ayırır. Bu nedenle bir ilişkide asıl soru; ne kadar ayrı zaman geçirmeliyiz değil, özgür olduğumuzda birbirimizi hala seçiyor muyuz, olmalıdır.