Tarih boyunca birçok uygarlık, sahip olduğu bilgileri gelecek nesillere aktarmak için taş tabletler kullanmıştır. Ancak bazı tabletler vardır ki üzerlerinde yazan metinlerin yalnızca tarihsel kayıtlar değil, aynı zamanda gizli ritüelleri, ezoterik öğretileri ve dönemin rahipleri tarafından saklanan bilgileri içerdiği iddia edilmiştir. Bu nedenle bazı araştırmacılar tarafından yasaklanan okült tabletler olarak adlandırılan bu eserler arkeoloji dünyasının en tartışmalı konuları arasında yer almaktadır. Özellikle Mezopotamya, Sümer, Babil ve Asur uygarlıklarından kalan bazı tabletlerde gökyüzü gözlemleri, yıldız döngüleri, tanrılarla iletişim kurma yöntemleri ve çeşitli ritüel uygulamalarına dair dikkat çekici ifadeler bulunduğu öne sürülmektedir. Bu metinlerin bir kısmı günümüzde müzelerde sergilense de bazı kırık tabletlerin tam olarak çözülememiş olması onların etrafında gizemli hikâyelerin oluşmasına neden olmuştur.
1920'li yıllarda Irak'taki antik şehir kalıntılarında yapılan kazılarda bulunan bazı tabletlerin üzerinde alışılmış ticari kayıtlar veya kraliyet emirleri yerine, sembollerle çevrelenmiş dualar, göksel varlıklara yapılan çağrılar ve belirli yıldızların hareketlerine göre gerçekleştirildiği düşünülen törenlerden bahsedildiği görülmüştür. Bu durum, birçok araştırmacının bu tabletlerin sıradan dini metinlerden farklı olabileceğini düşünmesine yol açmıştır. Bazı okült araştırmacılara göre bu tabletlerde anlatılan ritüellerin amacı, fiziksel dünyanın ötesindeki güçlerle bağlantı kurmak değil insan bilincini farklı farkındalık seviyelerine taşımaktı. Tabletlerde geçen sembollerin yalnızca yazı değil aynı zamanda birer enerji haritası olarak tasarlandığı ve belirli geometrik düzenlerin bilinç üzerinde etkili olduğuna inanıldığı iddia edilmektedir.
Yeraltında bulunan tabletlerin en dikkat çekici özelliklerinden biri de üzerlerindeki yıldız haritalarıdır. Bazı tabletlerde gökyüzündeki takımyıldızların konumları son derece detaylı biçimde işlenmiş, belirli yıldızların yükseliş ve batış zamanları özel işaretlerle belirtilmiştir Ezoterik geleneklerde bunun tesadüf olmadığı ve yıldız hareketlerinin ritüeller için önemli kabul edildiği düşünülmektedir. Bir başka ilginç iddia ise bazı tabletlerin keşfedildikten sonra uzun süre kamuoyundan uzak tutulmuş olmasıdır. Bunun nedeni çoğu zaman tabletlerin kırılgan yapısı çevirilerinin tamamlanmamış olması veya akademik incelemelerin sürmesidir. Ancak yıllar içinde bu durum yasaklanan bilgiler efsanesinin doğmasına neden olmuş ve birçok komplo teorisinin ortaya çıkmasına zemin hazırlamıştır.
Sümerler'e ait olduğu düşünülen bazı tabletlerde geçen göksel kapılar kavramı da araştırmacıların dikkatini çekmiştir. Bu metinlerde belirli zamanlarda açıldığına inanılan sembolik geçitlerden ve ruhsal yolculuklardan söz edildiği ileri sürülmektedir. Günümüzde tarihçiler bu anlatımları dönemin dini sembolizmi olarak yorumlarken, okültizmle ilgilenen kişiler bunların daha derin anlamlar taşıdığına inanmaktadır. Bazı Babil tabletlerinde ise koruyucu mühürler, tılsımlar ve belirli şekillerin çizimlerine rastlanmıştır. Bu sembollerin kötü şans, hastalık veya görünmeyen tehditlere karşı koruma sağlamak amacıyla kullanıldığı düşünülmektedir. Özellikle daireler, yıldızlar, spiral şekiller ve göz motifleri, eski dünyanın birçok farklı bölgesinde benzer anlamlarla karşımıza çıkmaktadır.
Arkeologlar tarafından ortaya çıkarılan bazı yeraltı odalarında tabletlerin dikkatlice saklanmış olması da ayrı bir gizem oluşturur. Bu tabletlerin çoğu sıradan halkın ulaşamayacağı tapınak depolarında, yeraltı arşivlerinde veya rahiplere ait özel bölümlerde bulunmuştur Bu durum, içerdikleri bilgilerin toplumun yalnızca belirli kesimlerine açık olduğunu düşündürmektedir. Bugün bu tabletlerin büyük bölümü bilimsel yöntemlerle incelenmekte ve tarihsel bağlamları içerisinde değerlendirilmektedir. Ancak üzerlerinde yer alan gizemli semboller, yarım kalmış metinler ve tam olarak çözülemeyen bölümler, onları hala dünyanın en ilgi çekici arkeolojik sırlarından biri haline getirmektedir. Belki de bu tabletlerin gerçek gizemi, içlerinde yazan bilgilerden çok, binlerce yıl boyunca karanlık yeraltı odalarında saklanarak günümüze kadar ulaşabilmiş olmalarıdır. Çünkü her yeni keşif, insanlığın geçmişine dair bildiklerimizi yeniden sorgulamamıza neden olmakta ve tarihin derinliklerinde açılmayı bekleyen sayısız kapının bulunduğunu hatırlatmaktadır.