Bir odada tek başına olduğunuzu düşünün görünürde hiçbir şey değişmemiştir, kapılar kapalıdır, çevrede sizi tehdit edecek herhangi bir şey yoktur ve kulağınıza rahatsız edici bir ses de gelmemektedir, fakat birkaç dakika sonra nedenini açıklayamadığınız bir huzursuzluk başlar bulunduğunuz yerde yalnız olmadığınız hissine kapılır, içinizde giderek büyüyen bir tedirginlik hisseder ve hatta gözünüzün kenarında belirsiz bir hareket gördüğünüzü düşünürsünüz. Böyle bir deneyimin açıklamasını çoğu insan karanlığın yarattığı korkuda beklentilerde veya hayal gücünde arar, ancak yıllardır hem popüler kültürde hem de bilimsel tartışmalarda çok daha sıra dışı bir ihtimal konuşulmaktadır Ya bazı ürpertici deneyimlerin arkasında insan kulağının açıkça duyamadığı kadar düşük frekanslı sesler bulunuyorsa.
Bu tartışmanın merkezinde özellikle 19 Hz civarındaki infrasound, yani insan işitme aralığının alt sınırına yakın çok düşük frekanslı sesler bulunur ve tam da bu nedenle 19 Hz zaman içerisinde internette hayalet frekansı, korku frekansı ve ürperti frekansı gibi oldukça gizemli isimlerle anılmaya başlanmıştır. İnsan işitmesinin alt sınırı genel olarak yaklaşık 20 Hz civarında kabul edilse de bu sınır kesin bir duvar değildir ve çok düşük frekansların algılanması ses basınç seviyesine, kişinin hassasiyetine ve çevresel koşullara bağlı olarak değişebilir dolayısıyla 19 Hz civarında gerçekleşen bir titreşim her zaman klasik anlamda duyduğumuz bir ses gibi algılanmasa bile yeterli seviyelerde olduğunda düşük bir uğultu, titreşim veya fiziksel rahatsızlık şeklinde hissedilebilir.
19 Hz'in gizemli ününün arkasındaki en çok anlatılan olaylardan biri İngiliz mühendis Vic Tandy'nin 1990'lı yıllarda yaşadığı deneyimdir Tandy çalıştığı laboratuvarda insanların zaman zaman açıklayamadıkları garip hislerden söz ettiğini, kendisinin de bir gece laboratuvarda çalışırken giderek artan bir huzursuzluk yaşadığını ve görüş alanının kenarında gri bir şekil gördüğünü düşündüğünü aktarmış, daha sonra ortamı araştırırken bir fanın oluşturduğu düşük frekanslı titreşimlerle karşılaşmış ve yaklaşık 19 Hz civarındaki bu titreşimlerin yaşanan tuhaf deneyimlerle ilişkili olabileceğini öne sürmüştür. Bu olay zaman içerisinde popüler kültürde öylesine büyümüştür ki 19 Hz'in insan gözünü titreştirdiği, görüş alanında gölgeler oluşturduğu ve insanlara hayalet gördürebildiği iddiaları yayılmıştır, ancak burada bilimsel gerçek ile internet efsanesini birbirinden ayırmak gerekir, çünkü 19 Hz'in insanlara doğrudan hayalet gördürdüğünü veya herkeste aynı paranormal deneyimi oluşturduğunu gösteren güçlü ve genel kabul görmüş bilimsel kanıt bulunmamaktadır.
Buna rağmen infrasound ile insan deneyimi arasındaki ilişki tamamen hayal ürünü değildir, çünkü yeterince güçlü düşük frekanslı seslere maruz kalmanın belirli koşullarda rahatsızlık, titreşim algısı, basınç hissi ve bazı kişilerde huzursuzluk gibi etkilerle ilişkili olabileceğini gösteren çalışmalar bulunmaktadır, fakat bu etkilerin ortaya çıkmasında yalnızca frekans değil, sesin şiddeti, maruz kalma süresi, ortamın akustik özellikleri ve kişinin bireysel hassasiyeti de önemli rol oynar. Bu nedenle 19 Hz'i insan beyninde korkuyu açan gizli bir düğme olarak düşünmek yerine, onu çok daha geniş olan düşük frekanslı seslerin insan algısı üzerindeki etkileri konusunun ilginç bir parçası olarak değerlendirmek daha doğrudur.
Düşük frekanslı seslerin gizemini artıran özelliklerden biri uzun dalga boylarına sahip olmalarıdır ve bu nedenle binalarda, büyük odalarda ve kapalı mekanlarda alıştığımız yüksek frekanslı seslerden farklı davranabilirler. Büyük havalandırma sistemleri, endüstriyel makineler, jeneratörler motorlar, rüzgarın yapıların belirli bölümlerinden geçmesi ve çeşitli mekanik sistemler düşük frekanslı titreşimler oluşturabilir, insan ise kaynağı açıkça duymadığı veya nereden geldiğini belirleyemediği için yaşadığı rahatsızlığı başka nedenlere bağlayabilir. Özellikle eski, karanlık veya hakkında ürkütücü hikayeler anlatılan bir binada böyle belirsiz bir fiziksel uyaranın bulunması insan zihninin zaten yükselmiş olan tehdit beklentisiyle birleştiğinde çok daha güçlü bir deneyim yaratabilir.
Beynimiz çevremizi yalnızca gözlerimizden ve kulaklarımızdan gelen ham verilerle algılamaz geçmiş deneyimlerimiz, beklentilerimiz bulunduğumuz yer hakkında bildiklerimiz ve o anda hissettiğimiz duygular da algımızın nasıl yorumlanacağını etkiler. Bir insana Bu binada yıllardır açıklanamayan olaylar yaşanıyor denildikten sonra onu karanlık bir koridora sokmak ile aynı koridora hiçbir hikaye anlatmadan göndermek psikolojik olarak aynı deneyim değildir, çünkü ilk durumda beyin çevredeki belirsiz sesleri, gölgeleri ve hareketleri potansiyel tehdit olarak yorumlamaya daha hazır olabilir. Eğer bu ortama kaynağı belirlenemeyen düşük frekanslı bir titreşim veya uğultu da eklenirse, kişi gerçekten fiziksel bir uyaran yaşıyor olabilir fakat beyninin bu uyaran için oluşturduğu açıklama tamamen farklı olabilir.
İşte 19 Hz hikayesini bu kadar ilginç yapan nokta da burada ortaya çıkar, çünkü mesele gerçekten hayaletlerin belirli bir frekansta ortaya çıkması değil, fiziksel çevrenin insan algısını fark edilmesi güç yollarla etkileyebilme ihtimalidir. İnsan bir şeyi açıkça duymadığı halde bulunduğu ortamdan rahatsız olabilir, kaynağını göremediği bir titreşimi hissedebilir veya çevresindeki belirsiz işaretleri tehdit olarak yorumlayabilir ve bütün bunlar karanlık, yalnızlık, korku ve beklentiyle birleştiğinde son derece gerçek bir ürperti deneyimi ortaya çıkabilir. Bu nedenle hayalet frekansı bilimsel olarak kabul edilmiş özel bir frekansın adı değildir ve 19 Hz'in doğrudan paranormal görüntüler oluşturduğunu söylemek doğru olmaz buna karşılık infrasound gerçek bir fiziksel olgudur ve düşük frekanslı seslerin insan algısı ve bedeni üzerindeki etkileri bilimsel araştırmaların konusu olmaya devam etmektedir. Belki de 19 Hz'in etrafında oluşan efsanenin en büyüleyici tarafı tam olarak budur, çünkü konu bizi doğaüstü ile bilim arasındaki sınırdan çok, insan beyninin belirsizliği nasıl yorumladığıyla karşı karşıya bırakır.
Bir gün eski bir binanın uzun ve karanlık koridorunda yürürken hiçbir şey görmediğiniz, belirgin hiçbir şey duymadığınız halde aniden içinize açıklayamadığınız bir ürperti düşerse bunun mutlaka 19 Hz olduğunu söylemek mümkün değildir, fakat yaşadığınız hissin kaynağının yalnızca hayal gücünüz olduğunu varsaymak da her durumda doğru olmayabilir çevremizde fark etmediğimiz mekanik titreşimler, düşük frekanslı sesler ve fiziksel uyaranlar bulunabilir ve beynimiz bunların kaynağını belirleyemediğinde kendi açıklamasını üretmeye çalışabilir. Belki de bu nedenle 19 Hz gizeminin en ürpertici tarafı bir hayalet frekansının gerçekten var olması değil, insanın hiçbir şey duymadığını düşündüğü bir ortamda bile bedeninin çevresindeki fiziksel dünyadan bilgi almaya devam etmesidir ve bazen karanlıkta hissettiğimiz o açıklanamayan varlığın ardında doğaüstü bir şey değil, yalnızca göremediğimiz ve kaynağını anlayamadığımız bir titreşim bulunabilir.