Türk Mitolojisinde Yeraltı Dünyasının Kapılarını Koruduğuna İnanılan Dev Yaratıklar
Türk mitolojisi denildiğinde çoğu insanın zihninde gökyüzü, kurtlar, kutsal dağlar, hayat ağacı ve uçsuz bucaksız bozkırlar belirir, fakat eski Türk ve özellikle Altay Sibirya çevresindeki kozmolojik anlatıların çok daha karanlık bir yönü vardır dünyanın yalnızca insanların yaşadığı yeryüzünden ve üzerinde yükselen gök katlarından oluşmadığı, aşağıda karanlığın, ölümün, tehlikeli ruhların ve Erlik'le ilişkilendirilen güçlerin bulunduğu başka bir alemin uzandığı düşünülür ve işte modern Türk mitolojisi derlemelerinde Abra ile Yutpa adı verilen korkutucu yaratıklar bu karanlık dünyanın en dikkat çekici figürleri arasında gösterilir. Abra ve Yutpa çoğu popüler anlatıda devasa yılanlara veya ejderhayı andıran yeraltı yaratıklarına benzetilir, fakat onları yalnızca olağanüstü büyüklükte iki hayvan olarak düşünmek anlatının sembolik tarafını eksik bırakır çünkü yılan, ejderha ve yeraltı canavarı imgeleri birçok eski kültürde olduğu gibi Türk ve Orta Asya anlatılarında da sınır, tehlike, ölüm, dönüşüm ve insanın gündelik dünyasının ötesindeki bilinmeyen alanlarla ilişkilendirilebilir. Bu nedenle Abra ve Yutpa'nın çevresinde oluşan anlatı dünyasında asıl korkutucu olan yalnızca büyüklükleri değil insanın bildiği dünyanın bittiği ve başka kuralların başladığı sınırı temsil etmeleridir.
Eski Türk kozmolojisinin farklı topluluklarda değişen tasavvurlarında evren çoğu zaman yukarı, orta ve aşağı dünya şeklinde düşünülebilecek katmanlarla anlatılır insanlar orta dünyada yaşarken göksel varlıklar yukarıdaki alemlerle, ölüm ve tehlikeli ruhlarla bağlantılı güçler ise aşağıdaki karanlık bölgelerle ilişkilendirilir. Ancak bu dünyalar birbirinden tamamen kopuk değildir, çünkü şamanik anlatılarda kamın ruhsal yolculuğu sırasında göğe yükseldiği veya yeraltına indiği, farklı katmanlardan geçtiği ve yol boyunca çeşitli ruhlarla, engellerle ve korkutucu varlıklarla karşılaştığı anlatılır. Yeraltına yapılan yolculuk sıradan bir seyahat değildir güneşin aydınlattığı bozkırdan karanlığın hüküm sürdüğü bilinmeyen bir alana geçiştir ve bu nedenle anlatılarda nehirler, geçitler, uçurumlar kapılar ve bunların çevresinde bulunan tehlikeli varlıklar önemli hale gelir. Abra ve Yutpa da sonraki derlemelerde tam olarak böyle bir eşik dünyasının yaratıkları olarak karşımıza çıkar devasa bedenleriyle karanlığın içinde bekleyen, geçişi zorlaştıran ve yeraltı aleminin insan dünyasından ne kadar farklı olduğunu hatırlatan korkutucu figürler olarak tasvir edilirler.
Bazı modern anlatımlarda Abra'nın timsaha benzeyen özellikler taşıyan dev bir yeraltı yaratığı, Yutpa'nın ise yılan veya ejderha biçiminde korkunç bir varlık olduğu söylenir ve kimi tasvirlerde bu iki figür birbirine oldukça benzer hale gelir ancak burada dikkat edilmesi gereken nokta günümüzde internette dolaşan ayrıntıların tamamının aynı tarihsel kaynaklarda bulunmadığıdır. Türk mitolojisi tek bir dönemde yazılmış, bütün karakterleri ve kuralları belirlenmiş kapalı bir mitoloji kitabı değildir farklı Türk topluluklarının sözlü anlatıları, şamanik gelenekleri, destanları ve daha sonraki araştırmacıların yaptığı derlemeler zaman içinde birbirine eklenmiş, aynı varlıkların özellikleri bölgeden bölgeye değişmiş ve modern popüler kültür de bu figürlerin görüntüsünü daha belirgin hale getirmiştir Yine de Abra ve Yutpa'yı ilginç yapan şey tam olarak bu belirsizliktir çünkü onların çevresinde şekillenen yeraltı tasavvuru bize eski insanların bilinmeyeni nasıl hayal ettiğine dair güçlü bir pencere açar. İnsan için mağaranın derinliği, toprağın altı, gecenin karanlığı ve geri dönmenin mümkün olup olmadığı bilinmeyen geçitler tarih boyunca yalnızca fiziksel mekanlar olmamış, aynı zamanda ölümün ve görünmeyen dünyanın doğal sembollerine dönüşmüştür yılan ise toprağın içine girip yeniden ortaya çıkabilmesi, deri değiştirmesi ve sessiz hareket etmesi nedeniyle birçok kültürde yaşam ile ölüm arasındaki sınırla ilişkilendirilmiştir.
Bu açıdan bakıldığında Abra ve Yutpa'nın yılan veya ejderhaya benzeyen biçimleri tesadüfi görünmez gökyüzünde uçan görkemli bir ejderhadan farklı olarak burada karşımıza toprağın altında yaşayan, karanlıkla bütünleşen ve geçiş noktalarında bekleyen bir yaratık fikri çıkar. Onlar insanın yukarı bakarak gördüğü sonsuz göğün değil, aşağı baktığında göremediği sonsuz karanlığın canavarlarıdır. Bu karanlık dünyanın merkezinde ise Altay mitolojisinin en önemli figürlerinden Erlik bulunur. Erlik, popüler anlatımlarda zaman zaman doğrudan Batı dinlerindeki şeytan kavramıyla eşitlenir, fakat bu karşılaştırma yanıltıcı olabilir. Altay ve Türk kozmolojik geleneklerindeki Erlik'in kökeni, işlevleri ve anlatıları kendi kültürel bağlamı içinde değerlendirilmelidir. Erlik yeraltı, ölüm ve çeşitli karanlık güçlerle ilişkilendirilen kudretli bir varlıktır ve onun hüküm sürdüğü düşünülen alem de yalnızca bir ceza mekanı değil, kozmolojik düzenin aşağıdaki karanlık bölgesidir.
Bu nedenle Abra ve Yutpa'yı Erlik'in dünyasının çevresinde düşünmek, onları yalnızca iki kötü canavar olmaktan çıkarır ve kozmik sınırın figürlerine dönüştürür çünkü mitolojilerde kapıları koruyan yaratıkların görevi çoğu zaman yalnızca saldırmak değildir, aynı zamanda herkesin her yere geçemeyeceğini göstermektir. Bir kapının önünde canavar varsa, o kapının arkasındaki dünya sıradan değildir Şamanik yolculuk anlatılarında da bu fikir son derece önemlidir, çünkü kamın yeraltına inişi fiziksel anlamda bir mağaraya girmekten çok, bilinen dünyanın düzeninden çıkarak tehlikeli ve kutsal bir alana geçmenin sembolik anlatımıdır. Yolculuk sırasında karşılaşılan nehirler, köprüler, karanlık geçitler ve yaratıklar yalnızca fantastik dekorlar değil, geçişin zorluğunu temsil eden unsurlar olarak okunabilir ve Abra ile Yutpa gibi figürler de modern yorumlarda bu sınav dünyasının en korkutucu yüzlerinden biri haline gelir.
Yutpa adının kendisi de özellikle dikkat çekicidir, çünkü bazı Türk dillerindeki yutmakla ilişkili çağrışımlar modern anlatılarda onun devasa ağzıyla karşısına çıkanları yutan bir yaratık olarak tasvir edilmesini güçlendirmiştir. Yeraltı canavarının yutması mitolojik açıdan son derece güçlü bir semboldür çünkü toprağın ölüyü içine alması, karanlığın ışığı yok etmesi ve insanın bilinmeyene geçerken eski dünyasından kopması aynı imgenin farklı biçimleri olarak düşünülebilir. Abra'nın adı etrafındaki anlatılar ise onu çoğunlukla korkutucu büyük ve sürüngenimsi bir yeraltı varlığı olarak karşımıza çıkarır. Modern çizimlerde boynuzlar, dev dişler, pullar ve ejderhayı andıran özelliklerle resmedilmesi yaygındır, fakat bu görsel ayrıntıların önemli bir kısmının çağdaş sanatçıların ve popüler mitoloji anlatıcılarının yorumları olduğunu unutmamak gerekir. Eski sözlü geleneklerin bıraktığı figürler çoğu zaman modern fantastik edebiyattaki karakterler kadar ayrıntılı fiziksel tariflere sahip değildir ve belki de onları daha ürpertici yapan şey tam olarak budur karanlığın içindeki yaratığın bütün ayrıntılarını bilmiyorsanız, geri kalanını zihniniz tamamlar
Abra ve Yutpa'nın hikayesi aynı zamanda Türk mitolojisinin yalnızca göğe yükselen kahramanlardan, kutsal kurtlardan ve iyilik getiren koruyucu varlıklardan oluşmadığını gösterir. Aynı kozmolojinin altında başka bir dünya vardır ışığın azaldığı, yolların daraldığı, nehirlerin ve geçitlerin insan dünyasındaki anlamlarını kaybettiği, kamın bile hazırlıksız giremeyeceği düşünülen karanlık bir alan ve o alanın sınırlarında bekleyen yaratıklar bulunur. Belki de bu yüzden Abra ve Yutpa bugün yeniden keşfedilmeyi hak eden figürlerdir, çünkü onların hikayesinde modern korku sinemasının kullandığı pek çok güçlü unsurun çok eski bir karşılığını görmek mümkündür karanlık bir geçit, bilinmeyen bir dünya, geri dönüşü belirsiz bir yolculuk ve yolun sonunda insanı bekleyen devasa bir varlık.
Fakat hikayenin en çarpıcı tarafı yaratıkların ne kadar büyük olduğu, kaç dişlerinin bulunduğu veya gerçekten nasıl göründükleri değildir asıl mesele, eski insanların dünyanın görünen yüzünün altında görünmeyen başka katmanlar bulunduğunu düşünmeleri ve insan ile o bilinmeyen dünya arasındaki sınırı dev yaratıklarla sembolleştirmeleridir. Gökyüzüne baktıklarında sonsuzluğu gördüler, toprağa baktıklarında ise altında ne olduğunu bilmiyorlardı ve belki de bu nedenle Türk mitolojik hayal gücünün en ürpertici yaratıklarından bazıları gökten gelmedi. Onlar aşağıdaydı. Karanlığın içinde, insan dünyasının bittiği yerde, geçilmemesi gereken sınırın ötesinde bekliyorlardı. Ve sonraki anlatılarda bu karanlığın iki unutulmuş adı vardı. Abra ve Yutpa