Bazen tek başına otururken zihninde bir konuşma başlar karşında gerçekte hiç kimse yoktur ama sen birinin ne söyleyeceğini tahmin eder, ona vereceğin cevabı düşünür, onun buna nasıl karşılık vereceğini hayal eder ve birkaç dakika içinde gerçek hayatta hiç yaşanmamış uzun bir diyaloğun içinde bulursun kendini, üstelik bazen aynı konuşmayı farklı kelimelerle tekrar tekrar kurar, daha etkileyici cevaplar verir söyleyemediklerini söylüyor veya gelecekte gerçekleşip gerçekleşmeyeceğini bile bilmediğin bir karşılaşmanın provasını yaparsın. Bu deneyim düşündüğümüzden çok daha insani bir zihinsel süreçtir, çünkü beynimiz yalnızca geçmişte yaşananları kaydeden bir arşiv değildir geçmiş deneyimlerden parçalar alarak gelecekte karşılaşabileceğimiz durumları tahmin eden, olası senaryolar oluşturan ve bizi henüz gerçekleşmemiş olaylara hazırlamaya çalışan bir sistemdir. Bu nedenle zihnimizde kurduğumuz konuşmaların bir bölümü aslında beynin sosyal dünyanın belirsizliğini azaltmaya yönelik yaptığı bir tür zihinsel prova olarak düşünülebilir.
Örneğin ertesi gün önemli bir görüşmeye gideceğini bilen biri daha yatağa girmeden konuşmanın nasıl başlayacağını düşünmeye başlayabilir karşı tarafın sorabileceği soruları tahmin eder, vereceği cevapları zihninden geçirir, hatta konuşmanın kötü gitmesi halinde ne söyleyeceğini bile planlar ve bütün bunlar henüz gerçek hayatta tek kelime konuşulmadan gerçekleşir. Beyin burada geleceği gördüğü için değil, geçmiş deneyimlerden ve mevcut bilgilerden hareket ederek olası bir geleceğin simülasyonunu oluşturduğu için bunu yapar.
Fakat zihinsel konuşmalar yalnızca gelecekle ilgili değildir
Bazen asıl güçlü olan geçmişte söylenmeyen cümlelerdir
Bir tartışma biter, eve dönersin ve birkaç saat sonra aklına mükemmel cevap gelir
Keşke bunu söyleseydim
Ardından konuşmayı zihninde yeniden başlatırsın
Bu defa susmazsın
Söylemek istediğin her şeyi söylersin
Karşındaki insanın vereceği cevabı hayal eder ve ona da cevap verirsin
Gerçek hayatta birkaç dakika süren konuşma zihninde yarım saatlik başka bir versiyona dönüşebilir, çünkü beyin yalnızca Ne oldu sorusuyla ilgilenmez zaman zaman Başka türlü olsaydı ne olurdu sorusunun da peşine düşer. Psikolojide buna yakın süreçlerden biri karşı olgusal düşünmedir insan zihni gerçekleşmiş bir olayın alternatiflerini üreterek Şunu yapsaydım ne olurdu Bunu söyleseydim sonuç değişir miydi veya O gün farklı davransaydım bugün her şey başka olabilir miydi gibi ihtimaller oluşturabilir. Bu düşünme biçiminin yararlı bir tarafı vardır, çünkü geçmiş deneyimlerden ders çıkarmamıza yardımcı olabilir, ancak aynı senaryo sürekli tekrarlanıp artık yeni bir sonuç üretmediğinde zihinsel prova kolaylıkla ruminatif bir döngüye dönüşebilir. İşte burada önemli bir ayrım ortaya çıkar. Düşünmek ile düşüncenin içinde dönüp durmak aynı şey değildir. Bir konuşmayı zihninde bir kez değerlendirip Bir dahaki sefere şöyle davranacağım sonucuna ulaşmak problem çözmeye hizmet edebilir, fakat aynı diyaloğu onlarca kez yeniden oynatmak her seferinde başka bir cümle üretmek ve buna rağmen hiçbir yeni sonuca ulaşamamak zihni çözümden çok tekrarın içine çekebilir.
Özellikle duygusal açıdan yarım kalmış ilişkilerde bu iç konuşmalar daha güçlü hale gelebilir. Bir insan hayatından çıkmıştır fakat ona söylemek istediğin şeyler bitmemiştir. Belki son konuşmanız beklenmedik biçimde sona ermiştir, belki cevap alamadığın sorular vardır belki kendini yeterince anlatamadığını düşünürsün veya belki de hiçbir zaman gerçekleşmemiş bir yüzleşmenin gerçekleşmesini beklersin. Gerçek dünyada konuşabileceğin kişi artık yanında değildir ama zihnin sosyal diyaloğu sürdürebilir. Onun sana ne söyleyeceğini tahmin eder. Sen cevap verirsin. O yeniden konuşur. Sen yeniden cevap verirsin. Bazen insanın özlediği şey bile konuşmanın kendisi değildir tamamlanmamışlık hissinin sona ermesidir.
Belirsizlik de bu süreci besleyebilir, çünkü beynimiz sonucu belli olmayan sosyal durumlarda farklı senaryolar üretmeye eğilim gösterebilir. Birine önemli bir mesaj gönderdiğini ve saatlerdir cevap alamadığını düşün zihnin yalnızca beklemekle kalmayabilir, Mesajı yanlış mı anladı. Bana kızdı mı Cevap verirse ne söyleyeceğim gibi ihtimaller üretmeye başlayabilir ve kısa süre sonra ortada gerçek bir konuşma olmadığı halde zihninde birkaç farklı konuşma gerçekleşmiş olabilir.
İlginç olan ise hayali konuşmalarda yalnızca kendi cümlelerimizi değil, karşı tarafın cümlelerini de bizim üretmemizdir. Karşımızdaki insanın zihnini gerçekten okuyamayız. Onun nasıl cevap vereceğini geçmiş davranışlarına, kişiliği hakkındaki düşüncelerimize, korkularımıza ve beklentilerimize göre tahmin ederiz. Bu nedenle zihnimizdeki kişi ile gerçek kişi aynı kişi değildir. Zihnimizde konuştuğumuz kişi, beynimizin o insan hakkında oluşturduğu modeldir.
Bu ayrım son derece önemlidir, çünkü bazen bir insan zihninde yaptığı konuşmayı o kadar çok tekrar eder ki karşı tarafın vereceğini düşündüğü tepkiye gerçekmiş gibi duygusal tepki göstermeye başlayabilir. Henüz konuşma gerçekleşmemiştir fakat kişi kızgın, kırgın veya kaygılı hissedebilir, çünkü zihnindeki senaryo duygusal sistemi harekete geçirmiştir.
Bazen bunun tam tersi de yaşanır.
İnsan gerçek hayatta söylemeye cesaret edemediği şeyleri zihninde rahatlıkla söyleyebilir.
Hayali konuşmada reddedilme yoktur.
Sözünün kesilmesini kontrol edebilirsin.
Cümlelerini yeniden kurabilirsin.
Konuşmayı istediğin noktadan başlatabilir ve istediğin yerde bitirebilirsin.
Bu nedenle hayali diyaloglar bazen insana geçici bir kontrol hissi de verebilir gerçek hayatın belirsiz ve kontrol edilemez sosyal dünyasına karşı zihnin oluşturduğu küçük, özel bir sahne gibidir. Fakat bu sahnenin bir tuzağı vardır. Zihin gelecekte gerçekleşebilecek bir konuşmanın onlarca versiyonunu oluşturabilir ama gerçek hayatta karşıdaki insan senaryoya uymak zorunda değildir.
Sen zihninde saatlerce hazırlanmış olabilirsin.
İlk cümleni söylersin.
Karşı taraf hiç tahmin etmediğin bir cevap verir.
Ve hazırladığın bütün senaryo birkaç saniyede çöker.
Çünkü beynin olasılık üretebilir fakat geleceği bilemez.
Bu yüzden zihnimizde hiç yaşanmamış konuşmalar yapmamız kendi başına garip veya olağan dışı bir durum değildir zihinsel prova, iç konuşma geleceği simüle etme ve geçmişin alternatiflerini düşünme insan bilişinin doğal parçalarıdır. Asıl dikkat edilmesi gereken nokta, bu konuşmaların hayatımızdaki yeridir bize bir durumu anlamamızda veya gelecekte daha sağlıklı davranmamızda yardımcı oluyorsa işlevsel olabilir, fakat saatlerimizi alıyor, sürekli aynı noktaya dönüyor, kaygımızı artırıyor ve gerçek hayattaki iletişimin yerine geçmeye başlıyorsa artık zihinsel prova çözüm üretmek yerine bizi aynı düşüncenin çevresinde dolaştırıyor olabilir. Belki de bu yüzden gecenin sessizliğinde, arabada yalnızken, duş alırken veya uyumaya çalışırken bir anda yıllar önce konuştuğumuz bir insan zihnimizin içinde yeniden belirir. Bu kez ona söyleyemediklerimizi söyleriz. Ona soramadıklarımızı sorarız. Cevaplarını bile kendimiz veririz. Sonra konuşma biter. Oda hala sessizdir. Karşımızda hiç kimse yoktur. Çünkü bazen beynin yaptığı konuşmalar, gerçekten konuşmak istediğimiz için değil, zihnimizin hâlâ tamamlayamadığı bir hikayeye son cümleyi bulmaya çalıştığı için devam eder.