Walt Disney’nin hayatı bugün Mickey Mouse, Disneyland ve dünyanın en tanınmış eğlence markalarından biriyle özdeşleşiyor. Ancak kariyerinin başlangıcı başarıdan çok parasızlık, başarısız girişimler ve kaybedilen fırsatlarla şekillendi. Walter Elias Disney, 5 Aralık 1901’de Chicago’da doğdu. Çocukluğunun bir bölümünü Missouri’de bir çiftlikte geçirdi ve küçük yaşlardan itibaren çizime ilgi duydu. Birinci Dünya Savaşı’nın sonlarına doğru yaşı küçük olduğu için orduya kabul edilmedi; daha sonra Kızılhaç bünyesinde Fransa’da ambulans şoförlüğü yaptı. ABD’ye döndüğünde ise geçimini sanatla sağlamaya çalışmaya başladı.
Disney’nin profesyonel hayatı hiç de parlak başlamadı. Kansas City’de ticari çizimler yaptıktan ve animasyon tekniğini öğrendikten sonra kendi şirketini kurmaya karar verdi. 1920’lerin başında kurduğu Laugh-O-Gram Films, masalları kısa animasyonlara dönüştürüyordu. Filmler ilgi çekse de şirketin gelir modeli sürdürülebilir değildi, yapılan kötü bir iş anlaşması ve yetersiz nakit akışı Disney’yi ağır bir mali krize sürükledi. Sonunda Laugh-O-Gram 1923’te iflas etti. Henüz 21 yaşındaki Disney, ilk büyük şirketini kaybetmişti.
İflastan sonra Disney, elinde tamamlamaya çalıştığı Alice’s Wonderland filmiyle Hollywood’a gitti. Disney kaynaklarına göre cebinde yaklaşık 40 dolar vardı. Kardeşi Roy Disney ile kaynaklarını birleştirdiler, borç para buldular ve küçük bir çalışma alanında yeniden üretime başladılar. New Yorklu dağıtımcı Margaret Winkler ile yapılan anlaşmanın ardından 16 Ekim 1923’te Disney Brothers Cartoon Studio’nun temeli atıldı. Bugünkü The Walt Disney Company’nin başlangıcı kabul edilen tarih de budur.
Fakat asıl sarsıcı darbe birkaç yıl sonra geldi. Disney ve ekibi 1927’de Oswald the Lucky Rabbit adlı karakteri yarattı. Oswald kısa sürede başarılı oldu. Ancak Disney 1928’de yeni sözleşme görüşmeleri için New York’a gittiğinde karakterin haklarının kendisine ait olmadığını ve dağıtımcısının ekibindeki birçok sanatçıyla kendisinden bağımsız anlaşmalar yaptığını öğrendi. Disney hem başarılı karakterini hem de çalışma arkadaşlarının önemli bir bölümünü kaybetmişti. Bu olay kariyerinin en kritik dönüm noktalarından biri oldu.
Bu kaybın ardından Disney, animatör Ub Iwerks ile birlikte yeni bir karakter üzerinde çalıştı; Mickey Mouse. Mickey’nin ilk çalışmalarından Plane Crazy sessiz olarak hazırlanmıştı, fakat karakterin büyük çıkışı 18 Kasım 1928’de gösterime giren Steamboat Willie ile gerçekleşti. Film, görüntüyle senkronize ses kullanımındaki yenilikçi yaklaşımıyla dikkat çekti ve Mickey kısa sürede Amerikan popüler kültürünün en tanınan karakterlerinden biri haline geldi. Disney artık yalnızca çizgi film üretmiyor, teknolojiyle hikâye anlatımını birleştiren yeni bir eğlence anlayışı kuruyordu.
Başarı kazandıktan sonra da güvenli yolu seçmedi. Silly Symphonies serisini yeni teknikleri denemek için kullandı, renkli animasyon ve yeni kamera yöntemlerine yatırım yaptı. En büyük risklerinden biri ise uzun metrajlı animasyondu. Snow White and the Seven Dwarfs, 21 Aralık 1937’de gösterime girdi ve uzun metrajlı animasyonun sinemadaki geleceği açısından önemli bir dönüm noktası oldu. Disney, animasyonu yalnızca kısa ve komik filmlerden oluşan bir alan olmaktan çıkarıp uzun soluklu sinema anlatısına taşıyan isimlerin başında geliyordu.
Ardından Pinocchio, Fantasia, Dumbo ve Bambi gibi yapımlar geldi. Disney’nin kariyerindeki önemli özelliklerden biri, elde ettiği başarıyı aynı biçimde tekrar etmek yerine sürekli yeni alanlara yönelmesiydi. Sinemanın ardından televizyona girdi. 1950’lerde The Mickey Mouse Club gibi programlarla markanın evlerin içine ulaşmasını sağladı. Sinema karakterleri artık yalnızca perdede yaşayan figürler değildi. Televizyon, ürünler ve giderek genişleyen bir eğlence dünyasının parçalarıydı.
Disney’nin belki de en radikal girişimi ise bir film değil, fiziksel bir mekandı. Çocuklarıyla eğlence alanlarına yaptığı ziyaretlerden hareketle yetişkinlerle çocukların birlikte eğlenebileceği farklı bir park tasarlamaya başladı. Proje ciddi mali risk taşıyordu ve çevresindeki pek çok kişi fikre kuşkuyla yaklaşıyordu. Disney projeyi gerçekleştirmek için kendi kaynaklarını da kullandı ve yatırımcı aradı. Sonunda Disneyland, 17 Temmuz 1955’te California’da açıldı. Böylece Disney’nin hikâyeleri ekrandan çıkarak insanların içine girebildiği fiziksel dünyalara dönüşmeye başladı.
Hayatının son döneminde Disney’nin hedefi artık yalnızca film ya da eğlence parkı yapmak değildi. Florida’da çok daha büyük bir proje planlıyor ve EPCOT adını verdiği geleceğin kent modeli üzerinde düşünüyordu. Ancak bu projenin kendi tasarladığı biçimiyle gerçekleştiğini göremedi. Walt Disney, 15 Aralık 1966’da 65 yaşında hayatını kaybetti. Kardeşi Roy, Florida projesini sürdürdü ve onun anısına kompleksin adını Walt Disney World yaptı, tesis 1971’de açıldı.
Disney’nin başarılarının boyutu yalnızca şirketinin büyüklüğüyle ölçülmez. Animasyonda ses, renk ve kamera teknolojilerinin kullanımından uzun metrajlı animasyona, televizyondan tema parklarına kadar eğlence sektörünün birçok alanında yeniliklerin yaygınlaşmasına katkıda bulundu. Akademi kayıtlarına göre Walt Disney, 22 rekabetçi Oscar kazanarak ve toplam 59 adaylık elde ederek bireysel Oscar tarihinde hala rekor sahibidir. Ayrıca onursal ve özel ödüller de aldı. Mary Poppins ise yaşamının son yıllarındaki en büyük sinema başarılarından biri oldu ve 1965 Oscar töreninde beş ödül kazandı.
Walt Disney’nin kariyerini dikkat çekici yapan şey, hikayenin yalnızca yoksulluktan zenginliğe uzanması değildir. İlk şirketi battı, yarattığı başarılı bir karakterin haklarını kaybetti ve defalarca büyük miktarda sermayeyi sonucu belirsiz projelere yatırdı. Fakat bu krizler aynı zamanda sonraki kararlarını biçimlendirdi. Oswald’ın kaybından sonra Mickey Mouse ortaya çıktı, kısa animasyonların ardından uzun metrajlı filmlere, filmlerden televizyona, televizyondan Disneyland’e geçti. 1923’te iflas etmiş küçük bir animasyon stüdyosundan geriye kalan deneyim, birkaç on yıl içinde dünya eğlence kültürünü değiştiren bir yapının temel taşlarından birine dönüştü.