Bir korku filmini sesi kapalı izlediğimizde bazı sahnelerin etkisinin şaşırtıcı biçimde azaldığını fark ederiz. Çünkü korkuyu yaratan yalnızca karanlık koridorlar, ani görüntüler veya tehditkar karakterler değildir. Beyin çoğu zaman tehlikeyi daha görmeden önce müzikten sezer. Film müziklerinde kullanılan düşük frekanslar, giderek yükselen sesler, beklenmedik sessizlikler ve uyumsuz notalar sinir sistemini yaklaşan bir tehdide karşı hazırlayabilir. Ortada henüz hiçbir şey yokken bile beden gerilmeye başlayabilir.
Gerilim müziğinin önemli silahlarından biri disonans, yani kulağın uyumlu olarak algılamadığı seslerin bir arada kullanılmasıdır. Birbirine çok yakın fakat uyuşmayan notalar, tiz yaylı çalgılar veya düzensiz ses kümeleri beyinde huzursuzluk yaratabilir. Bunun çarpıcı örneklerinden biri Alfred Hitchcock’un Psycho filmindeki ünlü duş sahnesidir. Bernard Herrmann’ın keskin ve tiz yaylıları, görüntünün şiddetini yalnızca desteklemekle kalmaz; sahnenin saldırganlığının adeta işitsel bir parçasına dönüşür.
Korku sinemasında bazen müzikten daha güçlü olan şey ise müziğin aniden ortadan kalkmasıdır. Beyin düzenli bir ritme veya arka plan sesine alıştığında beklenmedik sessizlik dikkati keskinleştirir. Seyirci, farkında olmadan bir sonraki sesi beklemeye başlar. Yönetmenler tam da bu beklentiyi kullanarak kapı gıcırtısı, nefes sesi veya ani bir müzik patlamasını olduğundan çok daha güçlü hissettirebilir. Korku böylece yalnızca duyduğumuz şeyden değil, birazdan duyabileceğimizi düşündüğümüz şeyden doğar.
Bazı yapımlarda insan sesine benzeyen fakat tam olarak insan gibi gelmeyen fısıltılar, ters çevrilmiş sesler, bozulmuş çocuk melodileri, kalp atışını çağrıştıran ritimler ve çok düşük frekanslı uğultular kullanılır. Özellikle tanıdık bir melodinin yavaşlatılması veya tonal yapısının bozulması etkileyicidir; çünkü beyin aynı anda hem tanıdık hem de yanlış gelen bir şeyle karşılaşır. Çocuk oyuncağından çıkan basit bir melodi bile doğru ses tasarımıyla masumiyet duygusunu kaybederek tekinsiz hale gelebilir.
Bu nedenle korku müziğinin asıl gücü yüksek ses çıkarmasında değil, beklentimizi yönetmesindedir. Ritmi hızlandırır, sonra durdurur; bir melodiyi başlatır fakat beklediğimiz yerde bitirmez, sessizliği uzatır ve beynin boşluğu kendi tahminleriyle doldurmasına izin verir. İyi yapılmış bir korku müziği bize yalnızca kork demez. Tehlikenin nerede olduğunu göstermeden, onun yaklaştığı hissini yaratır. Bazen ekranda hiçbir şey görünmezken bile korkmamızın nedeni tam olarak budur. Gözlerimiz henüz tehlikeyi görmemiştir ama kulaklarımız çoktan geleceğini haber vermiştir.