Modern hukuk sistemlerinde maddi gerçeğin ortaya çıkarılması ile temel hak ve özgürlüklerin korunması arasında hassas bir denge bulunmaktadır. Özellikle teknolojik imkanların gelişmesiyle birlikte özel kişilerin bilgi toplama kapasitesi artmış, bunun sonucu olarak özel dedektiflik faaliyetleri birçok hukuk sisteminde tartışmalı bir alan haline gelmiştir. Türk hukukunda ise özel dedektiflik faaliyetlerini doğrudan düzenleyen özel bir kanun bulunmamaktadır. Bu nedenle konu Anayasa, Türk Medeni Kanunu, Türk Ceza Kanunu, Hukuk Muhakemeleri Kanunu, Kişisel Verilerin Korunması Kanunu ve Yargıtay içtihatları çerçevesinde değerlendirilmektedir.
Boşanma davaları, velayet uyuşmazlıkları, ticari sırların ihlali, haksız rekabet, sadakat yükümlülüğünün ihlali ve mal kaçırma iddiaları gibi birçok uyuşmazlıkta tarafların özel dedektiflerden destek aldığı görülmektedir. Ancak bir delilin mahkemeye sunulabilmesi ile hukuken geçerli kabul edilmesi aynı şey değildir. Türk hukukunda belirleyici olan husus, elde edilen bilginin doğruluğundan çok, hangi yöntemle elde edildiğidir.
Türk hukukunda özel dedektiflik faaliyetleri açık biçimde yasaklanmış değildir. Bununla birlikte dedektiflere kamu gücü kullandıran, kolluk yetkisi tanıyan veya soruşturma yapma imkanı veren herhangi bir yasal düzenleme de bulunmamaktadır.
Bu nedenle özel dedektifler;
Telefon dinleyemez,
Teknik takip yapamaz,
HTS kayıtlarına ulaşamaz,
Banka hareketlerini inceleyemez,
Kişisel veri tabanlarına erişemez,
Konut dokunulmazlığını ihlal edemez,
Gizli kamera veya ses kayıt sistemi kuramaz.
Bu yetkiler yalnızca kanunla belirlenmiş şartlarda adli makamlar ve kolluk kuvvetleri tarafından kullanılabilir. Anayasa'nın 20. maddesi özel hayatın gizliliğini, 22. maddesi haberleşme özgürlüğünü güvence altına almaktadır. Bu nedenle özel dedektiflik faaliyetleri temel haklara müdahale boyutuna ulaştığında hukuka aykırılık gündeme gelmektedir.
Delil Elde Etme Hakkı ve Hukuka Aykırı Delil Yasağı
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 189/2. maddesi son derece açık bir düzenleme içermektedir; " Hukuka aykırı olarak elde edilmiş olan deliller, mahkeme tarafından bir vakıanın ispatında dikkate alınamaz. ”
Bu düzenleme yalnızca ceza yargılamalarında değil, özel hukuk uyuşmazlıklarında da geçerlidir. Dolayısıyla bir delilin boşanma davasında veya ticari davada kullanılıyor olması, onun hukuka aykırı şekilde elde edilmesini meşru hale getirmez. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu da hukuka aykırı yolla elde edilen delillerin kullanılmasının hukuk devleti ilkesiyle bağdaşmayacağını vurgulamış ve maddi gerçeğe ulaşma amacının temel hakların ihlali pahasına gerçekleştirilemeyeceğini belirtmiştir. Bu yaklaşım, Türk hukukunda, amaç ne kadar haklı olursa olsun yöntem hukuka uygun olmalıdır, ilkesinin yerleşmiş olduğunu göstermektedir.
Yargıtay uygulamasında özel dedektif raporları kesin delil olarak kabul edilmemektedir. Bununla birlikte bu raporlar belirli koşullar altında takdiri delil veya yardımcı delil niteliğinde değerlendirilebilmektedir. Örneğin bir dedektif tarafından hazırlanan gözlem raporu; tanık beyanları, kamera kayıtları, otel kayıtları, sosyal medya paylaşımları ve yazılı belgeler ile destekleniyorsa mahkeme tarafından birlikte değerlendirilebilmektedir. Ancak yalnızca dedektif raporuna dayanılarak hüküm kurulması mümkün değildir. Çünkü dedektif raporları resmi belge niteliğinde değildir ve doğrudan kamu otoritesi tarafından düzenlenmemektedir. Bu nedenle mahkemeler raporun içeriğini değil, raporda belirtilen tespitlerin başka delillerle doğrulanıp doğrulanmadığını incelemektedir.
Özel dedektiflerin en sık kullanıldığı alan boşanma hukukudur. Özellikle zina, sadakat yükümlülüğünün ihlali, güven sarsıcı davranışlar, aldatma ve fiili birliktelik iddialarında taraflar dedektif hizmetlerinden yararlanmaktadır. Yargıtay uygulamasına göre kamuya açık alanlarda gerçekleştirilen gözlemler belirli şartlar altında değerlendirmeye alınabilmektedir. Örneğin bir kişinin restoran, otel veya sosyal yaşam alanlarında gözlemlenmesi ve bu durumun fotoğraflanması bazı olaylarda delil olarak kabul edilebilmektedir.
Buna karşılık kişinin özel yaşam alanına müdahale niteliği taşıyan kayıtlar hukuka aykırı kabul edilmektedir. Yargıtay, eşin özel hayatının gizliliğini ihlal ederek elde edilen video ve fotoğrafların hükme esas alınamayacağını açık biçimde belirtmiştir. Örneğin eşin yatak odasına gizli kamera yerleştirilmesi, telefonunun gizlice incelenmesi veya özel yazışmalarının ele geçirilmesi durumunda elde edilen kayıtlar çoğunlukla hukuka aykırı delil sayılmaktadır.
Dedektiflik faaliyetlerinde en çok tartışılan konu gizli ses ve görüntü kayıtlarıdır. Türk Ceza Kanunu'nun 134. maddesinde özel hayatın gizliliğinin ihlali suçu düzenlenmiştir. Buna göre kişilerin özel yaşamına ilişkin görüntü veya seslerin hukuka aykırı şekilde kaydedilmesi suç teşkil edebilmektedir. Yargıtay kararlarında özellikle planlı şekilde yapılan kayıtlar bakımından oldukça katı bir yaklaşım benimsenmektedir. Bir kişinin ileride kullanmak amacıyla sistematik biçimde ses kaydı aldırması veya teknik cihazlarla görüntü toplaması çoğu durumda hukuka aykırı kabul edilmektedir.
Bununla birlikte öğretide ve bazı içtihatlarda kişinin başka türlü ispat imkanının bulunmadığı ani gelişen olaylarda yaptığı kayıtların somut olayın özelliklerine göre ayrıca değerlendirilebileceği kabul edilmektedir. Ancak bu istisna oldukça dar yorumlanmaktadır.
6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu özel dedektiflik faaliyetleri bakımından yeni bir hukuki boyut oluşturmuştur. Bir kişinin; telefon kayıtları, adres bilgileri, sağlık verileri, finansal bilgileri, konum verileri ve elektronik yazışmaları kişisel veri niteliğindedir. Bu verilerin rıza olmaksızın elde edilmesi veya üçüncü kişilerle paylaşılması hem KVKK kapsamında idari yaptırımlara hem de Türk Ceza Kanunu kapsamında cezai sorumluluğa yol açabilmektedir.
Son yıllardaki yargı kararlarında mahkemelerin kişisel verilerin korunması hakkına daha geniş koruma sağladığı görülmektedir. Bu nedenle geçmişte bazı uyuşmazlıklarda kabul edilebilen yöntemlerin günümüzde daha sık hukuka aykırı kabul edildiği görülmektedir.
Yargıtay kararları birlikte değerlendirildiğinde; hukuka aykırı yöntemlerle elde edilen deliller mahkeme tarafından dikkate alınamaz. Özel hayatın gizli alanına yönelik müdahaleler hukuka aykırılık halleri arasında kabul edilmektedir. Dedektif raporları tek başına kesin delil sayılmamakta, ancak başka delillerle desteklendiğinde değerlendirmeye alınabilmektedir. Delil elde etme amacı kişilik haklarının ihlal edilmesini meşru hale getirmemektedir. Son olarak, hukuka aykırı delili elde eden kişi ayrıca özel hayatın gizliliğini ihlal, haberleşmenin gizliliğini ihlal veya kişisel verileri hukuka aykırı ele geçirme suçlarından sorumlu tutulabilmektedir.
Türk hukuk sisteminde özel dedektiflik faaliyetleri hukuken tamamen yasaklanmış değildir ancak bu faaliyetlerin sınırları Anayasa, Türk Ceza Kanunu, Hukuk Muhakemeleri Kanunu ve kişilik haklarına ilişkin düzenlemelerle çizilmektedir. Dedektifler tarafından elde edilen bilgilerin mahkemelerde kullanılabilmesi, bu bilgilerin doğruluğundan önce hukuka uygun yöntemlerle elde edilmiş olmasına bağlıdır. Özellikle özel hayatın gizliliğini, haberleşme özgürlüğünü veya kişisel verilerin korunmasını ihlal eden yöntemlerle elde edilen kayıtlar, HMK m.189/2 gereği delil niteliği taşımamakta ve hükme esas alınamamaktadır. Güncel Yargıtay uygulaması da aynı doğrultuda olup, temel hakları ihlal eden deliller karşısında hukuk devleti ilkesini ön plana çıkarmaktadır. Bu nedenle günümüzde özel dedektiflik faaliyetlerinin hukuki değeri, elde edilen bilginin içeriğinden çok, hangi yöntemle elde edildiği sorusuna verilen cevap üzerinden belirlenmektedir.
#dedektif #delil