Yüksek dağ anlamına gelen Olympos, sönmeyen ateşin kenti olarak da nitelendiriliyor. Ünlü efsanelere konu olan bu ateş, kaynağını "Yanartaş" olarak da bilinen “Chimaera”dan alıyor.
Olympos, Likya Birliği'nin önemli yerleşim merkezlerinden biri olarak kabul edilir. Komutan Servilius İsauricus, Helenistik Dönem'de kurulan bu şehri korsanlardan temizleyerek M.Ö. 78'de Roma topraklarına kattı. Yakınındaki doğal gazlar (metan) sürekli kendi kendine yandığı için, bu antik kent Çıralı'daki “Hephaistos” kültüyle ün kazanarak önemli bir dini merkez oldu. Olympos Örenyeri içinden geçen dereciğin (Ulupınar) iki yanına yayılıyor. Bu iki yaka hala izleri görülen bir köprüyle birleştirilmiş.
Klasik Roma dönemi tiyatro, bazilika ve hamam yapısının bulunduğu Olympos’un akropolü, kumsaldan da görülen mezarlar üstündeki yüksek bir tepedir. Akropoldeki yapı kalıntılarıysa, Ortaçağ'da kale şekline sokulmuş surlara aittir. Bu antik kentin kalıntıları arasında en ilginci Antalya Müzesi kazılarıyla çıkarılan Kaptan Eudomus’un lahdi sayılıyor. En önemlisiyse iç duvarları yer yer freskolarla süslü Bizans Kilisesidir. Ünlü “Likya Yolu” yürüyüşünü yapacaksanız, Olympos antik kenti ve civarının bu güzergahın yedi buçuk kilometrelik etabını da oluşturduğunu hatırlatalım.
Dar fakat nefis bir yol Olympos sahiline götürür. Türkiye’nin en güzel sahillerinden birinde kamp ve deniz kaplumbağası izleme şansını kaçırmayın. Ayrıca hava karardıktan sonra, ören yerine çok yakın Çıralı’daki “Chimaera”nın alevlerini de mutlaka izleyin.
Kaynak; https://muze.gov.tr/