Psikoloğa Gittim Ama Yine Bildiğimi Okuyorum [ 20 Haziran 2026 ]


Psikoloğa Gittim Ama Yine Bildiğimi Okuyorum

Psikoloğa gitmek çoğu insanın düşündüğü gibi sihirli bir değnekle hayatı değiştiren bir süreç değildir çünkü bazen insan problemlerinin ne olduğunu bilmediği için değil, bildiği halde alışkanlıklarından vazgeçemediği için aynı döngülerin içinde dönüp durur. Hatta bazı insanlar vardır ki psikolog koltuğunda otururken anlatılan her şeyi mantıklı bulur, seans bitince notlarını alır, kafasını sallayarak onaylar eve döner ve ertesi gün hayatına sanki hiçbir şey konuşulmamış gibi devam eder. İşin en ilginç tarafı ise, insanın çoğu zaman neyi yanlış yaptığını bilmesidir. Geç yatmaması gerektiğini bilir ama gece saat ikide  telefonda gezinir. Gereksiz insanlara değer vermemesi gerektiğini bilir ama yine gidip aynı kişiye üçüncü şansı verir. Sinirlendiğinde susması gerektiğini bilir ama tam tersine içindeki bütün cümleleri dakikalar içinde dışarı boşaltır. Sonra da olanları uzaktan izleyen bir seyirci gibi kendi kendine kızar ve Ben bunu daha önce yaşamamış mıydım diye düşünür.

Aslında insan zihni oldukça komik bir yapıya sahiptir. Bir yandan değişmek ister, diğer yandan değişimin getireceği bilinmezlikten korkar. Bu yüzden bazen mutsuz olduğu şeylere bile sıkı sıkıya tutunur. Çünkü mutsuzluk tanıdıktır, tanıdık olan ise garip bir şekilde güvenli hissettirir. Beyin bazen mutluluğu değil, alışkanlığı seçer. İşte bu yüzden bazı insanlar yıllardır aynı hataları yaparken kendilerini şaşırtmayı başarabilirler. Psikoloğun anlattıkları genellikle yeni bilgiler değildir. Çoğu zaman zaten insanın içinde bildiği ama duymak istemediği gerçeklerin sesli halidir. Sorun da tam burada başlar. Çünkü insan değişmek için önce haklı olmayı bırakmak zorundadır Fakat haklı olmak öyle tatlı bir duygudur ki bazen huzurdan bile daha çekici gelir. Birçok kişi mutlu olmaktan çok haklı çıkmayı tercih eder.

Bazılarımızın içinde görünmez bir inatçı yaşar. Bu inatçı öyle güçlüdür ki, akıl mantık başka bir şey söylerken o gidip tam tersini yaptırabilir. Sonra ortaya çıkan sonuç karşısında da büyük bir şaşkınlık yaşanır. Sanki filmi daha önce yüz kere izlememişiz gibi aynı sahnede yeniden şaşırırız. Aynı karaktere güvenip aynı sonu yaşar, sonra kaderden şikayet ederiz. Oysa bazen kader dediğimiz şey farklı günlerde tekrarlanan aynı kararların toplamından başka bir şey değildir. En komik olanı ise insanın kendi kendine verdiği sözlerdir Bu son. der. Bir hafta sonra devam eder. Artık umursamayacağım. der. Beş dakika sonra merak etmeye başlar. Bu defa farklı olacak der. Sonra hikaye yine aynı yere çıkar. İnsan bazen kendi verdiği sözleri tutmamak konusunda dünyanın en başarılı profesyoneline dönüşebilir.

Yine de bütün bunların içinde güzel bir gerçek vardır. Değişim bir anda olmaz. İnsan bir sabah uyanıp tamamen farklı birine dönüşmez Önce aynı hataları yapar, sonra yaptığını fark eder. Daha sonra yaparken fark eder. Bir süre sonra yapmadan hemen önce fark eder. En sonunda da yapmamayı öğrenir. Asıl gelişim, hiç hata yapmamak değil hatanın farkına varma süresini kısaltabilmektir. Belki de bu yüzden kendimize fazla sert davranmamalıyız. Çünkü bazen insan bildiğini okumaya devam ederken bile aslında değişimin yolunda ilerliyordur. Sadece henüz final sahnesine gelmemiştir. Hikaye devam ediyordur ve çoğumuz o hikayenin tam ortasında, elimizde aynı eski alışkanlıklarla dolaşırken yeni bir hayat kurmaya çalışıyoruzdur.

Eğer bu yazıyı okurken birkaç yerde gülümsediyseniz, birkaç yerde de Tam olarak ben dediyseniz, yalnız değilsiniz. Çünkü insanlık tarihinin en eski alışkanlıklarından biri, ne yapması gerektiğini bilip yine de bildiğini okumaya devam etmektir.

Not; Psikoloğum bu yazıya kızacak ama benim gerçeğimi yazdım ...