Patagonya kesinlikle bir seyahat yeri olmakla kalmaz, hatta seyahat kelimesinin içini yeniden dolduran nadir coğrafyalardan biridir. Çünkü burası gezip fotoğraf çekip dönülen bir destinasyondan çok, insanın ritmini yavaşlatan, bakışını genişleten ve doğayla kurduğu ilişkiyi yeniden tanımlayan bir deneyim alanıdır. Patagonya, Güney Amerika’nın en güneyinde, Şili ile Arjantin arasında paylaşılan, rüzgarı sert, doğası ham, manzarası neredeyse fazla güzel denecek kadar etkileyici bir bölgedir ve burada nereye gidersen git, insanın içinde; bir dünyanın merkezinde değilim ama doğru yerdeyim hissi uyanır.
Peki Nerelere Gidilir ve Neler Yapılır?
Torres del Paine – Şili
Torres del Paine Ulusal Parkı, Patagonya’nın kartpostallık yüzüdür ama bu güzellik süslü değil, serttir; granit kuleler, turkuaz göller, devasa buzullar ve sürekli değişen hava sayesinde yürürken her an başka bir dünyaya geçmiş hissi verir. Burada dünyaca ünlü W ve O trekking rotaları yürünür, göl kenarında sessizce oturup rüzgarın sesini dinlemek bile bir aktiviteye dönüşür. Gün doğumu ve gün batımı, neredeyse ritüel gibidir.
El Chalten & Fitz Roy – Arjantin
Fitz Roy, dağ severler için bir ikon gibidir; sert hatları, ani hava değişimleri ve sisle oynayan zirvesiyle ulaşılması zor ama bakması bile yeten bir dağdır. Burada, Laguna de los Tres yürüyüşü yapılır. Fotoğrafçılar için ışık, bulut ve dağ üçlüsü adeta ders verir. Küçük kasaba El Chalten, sakinliğiyle insanı kendine çeker
Perito Moreno Buzulu – Arjantin
Perito Moreno Buzulu, hala hareket eden nadir buzullardan biridir ve çatlayıp kopan dev buz parçalarının çıkardığı ses, insanın doğa karşısında ne kadar küçük olduğunu kelimesiz anlatır. Burada yine buzul yürüyüşleri yapılabilir. Seyir platformlarından saatlerce buzul izlenebilir. Zamanın donmuş haliyle yüzleşilir.
Ushuaia – Dünyanın Sonu
Ushuaia, “dünyanın sonu” olarak anılır ama aslında birçok insan için bir başlangıç noktasıdır. Burası Antarktika’ya açılan kapı, haritanın kenarı ama hissin merkezidir. Burada Beagle Kanalı’nda tekne turu yapılır. Penguen kolonileri gözlemlenir ve Ateş Toprakları Milli Parkı’nda doğa yürüyüşleri yapılır.
Patagonya'da kısacası; trekking ve doğa yürüyüşü, fotoğrafçılık ve vahşi yaşam gözlemi yapılabilir. Ayrıca sessizlikle temas edilerek hayatı yavaşlatmak bir lükstür. En ideal dönem Kasım – Mart (Güney Yarımküre yazı) olup havalar daha ulaşılabilir, parklar açık ve yürüyüş rotaları güvenlidir. Ancak rüzgarın her mevsim sürpriz yapabileceğini bilerek gitmek gerekir çünkü Patagonya’da hava tahmini bir öneriden ibarettir. Patagonya, “tatil yapayım” diyenleri değil, “biraz durayım, biraz bakayım, biraz hissedeyim” diyenleri çağırır. Eğer doğayla baş başa kalmak, kalabalıktan uzaklaşıp zihnini geniş bir manzaranın içine bırakmak istiyorsan, Patagonya bir seyahat yeri değil, güçlü bir karşılaşmadır.