Her dinin mezar taşının farklı olmasının nedeni, ölümden sonra ne olduğuna dair inançların, insan–tanrı ilişkisine bakışın ve hatırlama biçiminin kökten farklı olmasıdır. Mezar taşı aslında bir taş değil, o dinin ölümü nasıl anlamlandırdığının sessiz bir cümlesidir.
İlk temel fark, ölümden sonraki kimlik algısıdır, bazı dinlerde bireysel kimlik ölümden sonra da önemini korur, bu yüzden isim, tarih, sembol ve hatta meslek mezar taşında yer alır, bazı inançlarda ise bireysellik geri çekilir, kul olma hali öne çıkar ve taş mümkün olduğunca sade tutulur, çünkü asıl hatırlanması gereken beden değil, geçilen yoldur.
İkinci fark, ölümün bir son mu yoksa geçiş mi olduğu sorusunda yatar. Ölümü kesin bir hesap ve ahiret başlangıcı olarak gören geleneklerde mezar taşı daha sakin, düz ve sınırlıdır, yeniden doğuşu veya döngüyü merkeze alan inançlarda ise anıtlar daha sembolik, bazen dairesel veya çok katmanlıdır, taş yalnızca geride kalanlara değil, ruhun yolculuğuna da işaret eder.
Üçüncü önemli neden, tasvir ve sembol anlayışıdır. Bazı dinler insan figürünü, yüzü veya bedeni kutsal mekanlarda kullanmaktan kaçınır ve bu yüzden mezar taşında soyut ifadeler, yazı ve dua tercih edilir, bazıları ise sembollerle haç, yıldız, lotus, çan, stupa gibi inancı görünür kılar. Sembol, hatırlamanın meşru bir aracıdır.
Dördüncü katman, toplumsal hafıza ve yas kültürüdür, kimi toplumlarda mezar taşı yaşayanların yas tutma biçiminin merkezindedir, ziyaret edilir, okunur, dokunulur. Bu yüzden taş kalıcı ve anlatıcıdır. Kimi kültürlerde ise mezar daha çok sessiz bir geçiş noktasıdır, gösterişten kaçınılır, hatta zamanla yok olması doğal kabul edilir.
Son olarak mezar taşları, dinlerin değil yalnızca insanların ölümle kurduğu ilişkiyi anlatır. Kimi inanç, unutma ki fanisin der. Kimi, unutma ki yolcusun, kimi ise, unutma ki döneceksin der. Bu yüzden mezar taşları birbirine benzemez, insanın ölüm karşısındaki sorusu her yerde aynı değildir. Kısacası mezar taşları farklıdır çünkü her din, ölümü aynı kelimelerle anlatmaz.