Gitmesin Diye Kendinden Gitmek [ 26 Şubat 2026 ]


Gitmesin Diye Kendinden Gitmek

İlişkilerde ben olabilmek, iki insanın yan yana yürürken gölgelerinin birbirine karışmasına rağmen kimliklerinin silinmemesi demektir çünkü sevgi iki yarımın birbirini tamamlaması değil, iki bütünün bilinçli bir şekilde yan yana durmayı seçmesidir ve insan kendini karşı tarafın beklentilerine göre sürekli eğip bükmeye başladığında, farkında olmadan kendi iç sesini susturur, arzularını ertelemeyi alışkanlık haline getirir ve sonunda aynaya baktığında gördüğü kişiyle arasında görünmez bir mesafe oluşur. Kendini kaybetme hali çoğu zaman dramatik bir çöküşle değil, küçük tavizlerin sessiz birikimiyle başlar önemli değil diyerek geçiştirilen bir kırgınlık, aman huzur bozulmasın diye yutulan bir itiraz, o üzülmesin diye ertelenen bir ihtiyaç, zamanla insanın kendi sınırlarını silikleştirir ve bir noktadan sonra kişi, karşısındakinin duygusal iklimine göre yaşayan bir hava durumu istasyonuna dönüşür.

Hayır diyememek ise çoğu zaman nezaket değil, terk edilme korkusunun zarif bir maskesidir çünkü kişi bilinçaltında karşı çıkarsam gider ya da sınır koyarsam sevilmem gibi derin inançlar taşıyorsa, kendi konforunu feda etmeyi güvenli bir strateji gibi görür, oysa sevginin sürdürülebilir olması için fedakarlık değil, karşılıklı saygı gerekir ve saygı, sınırların net olduğu yerde büyür. Kopamamak da benzer bir döngünün parçasıdır insan bazen mutlu olmadığı bir ilişkiden ayrılmak yerine, alışkanlığın verdiği sahte güvene tutunur, çünkü belirsizlik korkutucudur ve bilinmezlik acıtan bir gerçeklikten daha ürkütücü görünebilir, fakat unutulmamalıdır ki sürekli kendinden vazgeçilen bir bağ, zamanla sevgi değil bağımlılık üretir ve bağımlılık, ruhun yavaş yavaş solmasına neden olur.

İlişkide ben olabilmek, karşı tarafı kaybetme riskini göze alacak kadar kendine değer vermeyi gerektirir bu bir bencillik değil, ruhsal bütünlüğü koruma çabasıdır ve insan kendi sınırlarını ifade ettiğinde aslında ilişkiye zarar vermez, tam tersine ilişkiyi daha gerçek bir zemine taşır, çünkü sahte uyumun yerini dürüst temas alır. Sağlıklı bir ilişkide iki taraf da kendi düşüncelerini özgürce dile getirebilir, hayır dediğinde suçluluk hissetmez, yalnız kalma ihtimalini bir tehdit olarak değil doğal bir olasılık olarak görür ve sevgi, kaybetme korkusundan değil bilinçli tercihten doğar bu nedenle kendini kaybetmeden sevebilmek, önce kendi iç dünyanla sağlam bir bağ kurmaktan geçer, çünkü içsel bütünlüğü olmayan bir kişi, ilişkide denge kurmakta zorlanır ve sürekli dış onaya ihtiyaç duyar.

Kendini kaybetmemek için insanın önce kendi ihtiyaçlarını tanıması, sınırlarını belirlemesi ve bu sınırları savunurken suçluluk hissetmemeyi öğrenmesi gerekir hayır demek bir reddediş değil, kendi alanını koruma eylemidir ve bazen bir ilişkiyi kurtaran şey, tam da o cesur hayırdır. Sonuçta ilişkiler, iki kişinin birbirini tamamladığı bir eksiklik oyunu değil, iki ayrı dünyanın kesişim noktasıdır eğer o kesişim noktasında sadece birinin rengi kalıyorsa, diğeri siliniyorsa, orada sevgi değil gölge vardır ve insan, kendi ışığını kaybettiği yerde ne kadar sevildiğini düşünürse düşünsün, içten içe eksik hisseder.

Gerçek bağ, ben ile biz arasında kurulan dengede saklıdır kendini koruyarak sevdiğinde, hem ilişkiyi hem de ruhunu onurlandırmış olursun ve unutma, seni gerçekten seven biri, sınır koyduğun için değil, kendin olduğun için yanında kalır. Peki düşünün bakalım dürüstçe siz hangisinin içindesiniz.