Bir Tanrıça, Bir Lanet, Bir Şehir; Haliç’in Mitolojik Doğuşu [ 25 Şubat 2026 ]


Bir Tanrıça, Bir Lanet, Bir Şehir; Haliç’in Mitolojik Doğuşu

İstanbul’un kalbinde, iki kıtanın arasına altın bir hilal gibi sokulan ve tarih boyunca imparatorlukların gölgesini sularında taşıyan Haliç, yalnızca jeolojik bir girinti değil, mitolojik anlatıların derin hafızasında şekillenmiş sembolik bir mekandır çünkü antik çağda Chrysokeras yani Altın Boynuz olarak adlandırılan bu doğal limanın ismi, yalnızca biçiminden değil, tanrıların öfkesinden ve bir kadının bitmeyen kaçışından doğan bir efsaneden beslenir. Yunan mitolojisine göre hikaye, Olimpos’un kudretli fakat arzularına yenik düşen tanrısı Zeus’un, Argos’ta Hera tapınağında görev yapan genç ve güzelliği dillere destan rahibe Io’ya aşık olmasıyla başlar. Zeus’un bu ilgisi, onun mitolojik karakterine uygun biçimde gizli, tutkulu ve tehlikelidir çünkü eşi Hera yalnızca evliliğin değil, aynı zamanda sadakatin ve meşru düzenin tanrıçasıdır ve ihanete karşı öfkesi, fırtına kadar ani ve yıkıcıdır.

Zeus, Hera’nın şüphesini fark ettiğinde Io’yu korumak adına onu beyaz bir ineğe dönüştürür böylece hem gerçeği sakladığını hem de masum bir görüntü yarattığını düşünür, fakat Hera’nın sezgisi tanrısaldır ve o, bu sıradan görünen hayvanın ardında bir hikaye olduğunu anlar, Io’yu kendisine hediye olarak ister ve ardından yüz gözlü dev Argos’u onu gözetlemekle görevlendirir, böylece Io’nun kaçışı bir özgürlük mücadelesine dönüşür. Zeus, Argos’u ortadan kaldırmak için Hermes’i gönderir ve dev öldürülür ancak Hera öfkesini yatıştırmaz, Io’nun peşine bir at sineği musallat eder ve bu sinek, Io’yu durmaksızın sokarak onu topraklar boyunca sürükler, acıdan kaçan Io nehirleri, vadileri ve deniz kıyılarını aşar, Yunan anakarasından Trakya’ya, oradan Anadolu’ya uzanan uzun bir yolculuğa sürüklenir ve işte bu noktada Boğaz’ın mitolojik kökeni anlatıya dahil olur.

Efsaneye göre Io, sineğin işkencesinden kurtulmak için bir su yolunu geçmek zorunda kalır ve o geçiş, Bosporos yani İnek Geçidi adını alır bugünkü İstanbul Boğazı’nın mitolojik açıklaması bu anlatıya dayanır ve Io’nun geçişi yalnızca bir coğrafi hareket değil, tanrıların çatışmasının dünya üzerindeki izidir. Haliç’in Altın Boynuz adının ise Io’nun ineğe dönüştürülmüş haline atıfla, onun boynuzlarına benzetilerek verildiği rivayet edilir suyun kıvrımı, bir ineğin başını ve boynuzlarını andıran bir şekil olarak düşünülmüş ve bu görsel benzetme mitolojik hafızayla birleşerek mekanın kimliğini oluşturmuştur, böylece İstanbul’un kalbindeki bu doğal liman, bir tanrısal kıskançlığın ve trajik bir kaçışın sembolik yankısına dönüşmüştür.

Io’nun yolculuğu burada da bitmez efsaneye göre o, sonunda Mısır’a ulaşır ve orada yeniden insan formuna kavuşur, hatta bazı anlatılarda Mısır medeniyetinin başlangıcına mitolojik bir bağ kurulur, böylece Io’nun acısı yalnızca bir bireysel trajedi değil, kültürler arası bir köprü haline gelir tıpkı İstanbul’un tarih boyunca medeniyetleri birbirine bağlayan bir eşik olması gibi. Bu efsane, Haliç’i yalnızca coğrafi bir oluşum olmaktan çıkarır ve ona mitolojik bir derinlik kazandırır çünkü burada anlatılan şey, bir şehrin kaderinin tanrılarla örülmüş sembolik bir arka planıdır, kıskançlıkla başlayan bir hikayenin, suların kıvrımında kalıcı bir iz bırakmasıdır ve İstanbul’un her gün binlerce insanın üzerinden geçtiği köprülerinin altında aslında binlerce yıllık bir anlatının sessizce akmaya devam etmesidir.