Orta Çağ Avrupa’sının en büyük el yazması olarak bilinen ve halk arasında Şeytanın İncili diye anılan Codex Gigas, yalnızca boyutlarıyla değil etrafını saran efsanelerle de tarihin en gizemli kitaplarından biri olarak kabul edilir yaklaşık 75 kilogram ağırlığında, neredeyse bir insan boyuna yaklaşan bu devasa el yazması, 13. yüzyılda bugünkü Çekya topraklarında, Bohemya bölgesindeki bir Benedikten manastırında kaleme alınmış ve içerdiği metinlerin çeşitliliği nedeniyle yalnızca bir İncil değil, adeta dönemin bilgi evrenini tek ciltte toplayan bir külliyat niteliği taşımıştır. Eserin en çarpıcı yönü, tam sayfa olarak çizilmiş şeytan tasviridir bu figür, dönemin alışılmış ikonografisinden daha büyük ve daha belirgin şekilde resmedilmiş olduğu için, kitabın halk arasında Şeytanın Kitabı olarak anılmasına yol açmış ve zamanla, kitabın bir keşiş tarafından tek gecede ruhunu şeytana satarak yazıldığına dair efsane yayılmıştır oysa bilimsel incelemeler, metnin paleografik özelliklerinin ve mürekkep analizlerinin kitabın uzun bir zaman diliminde, büyük ihtimalle tek bir yazarın elinden ama yıllar süren bir emekle tamamlandığını göstermektedir.
Codex Gigas yalnızca Eski ve Yeni Ahit metinlerini değil, aynı zamanda tarih kronikleri, tıp bilgileri, takvimler, büyüye dair bazı formüller ve dönemin önemli metinlerini de içerir bu yönüyle eser, Orta Çağ zihniyetinin hem dini hem dünyevi bilgiye aynı cilt içinde yer verdiğini gösteren eşsiz bir kültürel belgedir ve kitabın karanlık olarak etiketlenmesinin nedeni içerdiği şeytani güçler değil, aslında o dönemin korku ve merak karışımı bakış açısıdır. Eserin Prag’dan Stockholm’e uzanan yolculuğu ise savaşın kültürel miras üzerindeki etkisini gözler önüne serer 1648 yılında, Otuz Yıl Savaşı’nın son aşamasında İsveç ordusu Prag’ı işgal ettiğinde, şehirdeki birçok değerli eser gibi Codex Gigas da savaş ganimeti olarak İsveç’e götürülmüş ve o tarihten bu yana Stockholm’de muhafaza edilmiştir bugün kitap, National Library of Sweden bünyesinde korunmakta ve kontrollü koşullarda sergilenmektedir, yani zaman zaman söylendiği gibi Stockholm Kraliyet Müzesi'nde değil, ulusal kütüphane koleksiyonundadır. Bu kitabın şeytanla ilişkilendirilmesi, aslında Orta Çağ insanının sembollerle kurduğu ilişkinin bir yansımasıdır büyük, ürkütücü bir figürün kutsal metinlerle aynı ciltte bulunması, modern gözle çelişkili görünse de o dönemde kötülüğün somut bir tasvirle gösterilmesi, inanç dünyasının didaktik bir parçasıydı ve şeytan figürü, korkutmak için değil, hatırlatmak için resmedilmişti.
Codex Gigas’ın büyüklüğü, kullanılan parşömen miktarı ve yazının tutarlılığı, eserin tek bir merkezde ve disiplinli bir ortamda üretildiğini düşündürür uzmanlar, bu boyuttaki bir kitabın hazırlanabilmesi için yüzlerce hayvan derisinin işlendiğini ve yıllarca süren sabırlı bir emeğin gerektiğini belirtirler ki bu da bir gecede yazıldı efsanesinin romantik ama gerçek dışı olduğunu kanıtlar. Bugün Codex Gigas, hem tarihçilerin hem de kültürel miras araştırmacılarının gözünde, karanlık bir büyü kitabından ziyade Orta Çağ bilgi evreninin ansiklopedik bir haritası olarak değerlendirilir onun asıl gizemi, şeytan figüründen çok, tek bir ciltte inanç, tarih, bilim ve mitin bir arada bulunmasıdır ve belki de bu nedenle asırlardır insanlar kitabın sayfalarına baktıklarında yalnızca bir el yazması değil, insanlığın korku ile merak arasındaki salınımını görürler. Sonuç olarak Prag’da yazılan ve bugün Stockholm’de korunan bu dev eser, ne lanetli bir nesnedir ne de şeytani bir sır o, Orta Çağ’ın zihinsel panoramasını taşıyan, efsane ile gerçeğin iç içe geçtiği, kültürel bir hafıza anıtıdır ve hakkında çıkan yanlış müze haberleri, çoğu zaman eserin gerçek hikayesinden daha hızlı yayılmaktadır.