Mindfulness, bireyin dikkatini bilinçli bir şekilde içinde bulunduğu ana yönlendirmesini, bu sırada ortaya çıkan düşünce, duygu ve bedensel duyumları değiştirmeye ya da bastırmaya çalışmadan, yargısız ve kabul edici bir tutumla gözlemlemesini esas alan, kökenleri kadim meditasyon geleneklerine dayansa da günümüzde bilimsel psikoloji ve nörobilim alanında güçlü karşılıklar bulan bir farkındalık yaklaşımıdır. Psikolojik açıdan değerlendirildiğinde mindfulness, zihnin otomatik pilotta çalıştığı anlarda devreye girerek bireyin geçmiş deneyimlere takılı kalma eğilimi ile geleceğe yönelik kaygı üretme döngüsünü fark etmesini sağlar ve bu farkındalık aracılığıyla kişinin içsel yaşantılarıyla daha esnek, daha düzenleyici ve daha sağlıklı bir ilişki kurmasına zemin hazırlar.
Bu yaklaşımda temel amaç, olumsuz düşünceleri ortadan kaldırmak ya da zorlayıcı duyguları yok etmek değil; aksine, zihinde beliren her içeriği geçici bir zihinsel olay olarak tanıyabilmek, onlarla özdeşleşmeden varlıklarını kabul edebilmek ve böylece duygusal tepkiselliği azaltarak psikolojik dayanıklılığı artırmaktır. Mindfulness temelli uygulamaların, stres, anksiyete ve depresyon başta olmak üzere pek çok psikolojik zorlanmada etkili olmasının temelinde, bireyin dikkat kontrolünü güçlendirmesi, duygusal düzenleme becerilerini geliştirmesi ve kendine yönelik eleştirel iç sesi daha şefkatli bir iç diyalogla dönüştürmesi yatmaktadır.
Klinik uygulamalarda mindfulness, kişinin bedeniyle yeniden temas kurmasına olanak tanıyarak, çoğu zaman fark edilmeden biriken fiziksel gerginlikleri tanımasını, duyguların bedendeki yansımalarını ayırt etmesini ve bu sinyalleri tehdit olarak algılamak yerine bilgi kaynağı olarak değerlendirmesini destekler. Nörobilimsel araştırmalar, düzenli mindfulness pratiğinin prefrontal korteks aktivitesini artırdığını, amigdalanın stres tepkilerini düzenlediğini ve bireyin dikkat, karar verme ve duygusal dengeyle ilişkili beyin ağlarında işlevsel değişimler yarattığını ortaya koyarak, bu yaklaşımın yalnızca öznel bir iyi oluş hali değil, ölçülebilir bilişsel ve duygusal dönüşümler sunduğunu göstermektedir.
Mindfulness pratiğinin günlük yaşama entegre edilmesi, bireyin yalnızca belirli meditasyon anlarında değil, sıradan ve tekrarlayıcı görünen günlük deneyimlerde bile farkındalık geliştirmesine imkan tanır; böylece kişi, yaşamı hızla tüketilen bir süreç olarak değil, bilinçli temaslarla anlam kazanan bir deneyim alanı olarak algılamaya başlar. Sonuç olarak mindfulness, bireyin kendisiyle, duygularıyla ve düşünceleriyle kurduğu ilişkiyi dönüştüren, psikolojik iyi oluşu destekleyen ve uzun vadede daha dengeli, daha farkında ve daha şefkatli bir yaşam biçiminin temellerini atan bilimsel temelli bir psikolojik yaklaşım olarak değerlendirilebilir.