1966 yılında yayımlanan ve Türkçeye genellikle, Kelimeler ve Şeyler adıyla çevrilen The Order of Things, Fransız filozof Michel Foucault'nun en etkili eserlerinden biridir. Kitap ilk yayımlandığında yalnızca felsefe çevrelerinde değil, sosyoloji, tarih, psikoloji ve edebiyat dünyasında da büyük yankı uyandırmıştır. Çünkü Foucault bu eserinde insanların dünyayı nasıl düşündüğünü değil, düşünme biçimlerinin tarih boyunca nasıl değiştiğini incelemektedir.
Kitabın temel sorusu oldukça sıra dışıdır. İnsanlar belirli dönemlerde bazı şeyleri neden doğru kabul ederken, başka dönemlerde aynı düşünceleri neden yanlış veya anlamsız bulurlar? Foucault'ya göre bunun nedeni insanların daha akıllı hale gelmesi değildir. Asıl neden, her dönemin görünmez düşünce kurallarına sahip olmasıdır. İnsanlar farkında olmadan bu kuralların içinde düşünür, konuşur ve bilgi üretirler. Foucault bu görünmez yapıya episteme adını verir. Episteme, belirli bir Çağda neyin bilgi olarak kabul edileceğini belirleyen derin düşünsel düzen anlamına gelir. İnsanlar çoğu zaman bu düzenin farkında değildir. Ancak bilim, sanat, hukuk, ekonomi ve dil gibi alanlar bu görünmez kurallar tarafından şekillendirilir. Bir çağın insanları dünyaya nasıl bakıyorsa, o çağın bilgisi de o çerçevede oluşur.
Kitabın en çarpıcı iddialarından biri, insanın evrensel ve değişmez bir kavram olmadığıdır. Günümüzde insanı merkeze koyan düşünce biçiminin aslında oldukça yeni olduğunu savunur. Foucault'ya göre insan dediğimiz kavram modern çağın ürünüdür. Tarihin büyük bölümünde insanlar bugün kullandığımız anlamda insan bilimleri perspektifiyle düşünmemiştir. Bu nedenle kitabın sonunda yer alan ünlü ifade büyük tartışma yaratmıştır; insan figürü, deniz kıyısındaki kuma çizilmiş bir yüz gibi bir gün silinip gidebilir. Burada anlatılmak istenen insan türünün yok olması değil, insanı merkeze alan düşünce sisteminin değişebileceğidir.
Kitabın yazılış amacı da tam olarak budur. Foucault, tarihin doğrusal şekilde ilerlediği ve insanlığın sürekli daha doğru bilgiye ulaştığı fikrine karşı çıkar. Ona göre bilgi tarihi bir ilerleme hikayesi değildir. Her çağ kendi doğrularını üretir ve bu doğrular o dönemin düşünce düzeni tarafından belirlenir. Bu nedenle bilimsel bilgi bile tamamen tarafsız ve zamandan bağımsız değildir.
Kitabın giriş bölümünde Foucault'nun ünlü Nedimeler tablosu analizi yer alır. Diego Velázquez'in bu eserini uzun uzun inceleyerek temsil, gerçeklik ve bakış kavramlarını tartışır. Ona göre tablo yalnızca bir saray sahnesi değil, bilginin nasıl kurulduğunu gösteren sembolik bir örnektir. Kim bakmaktadır, kim görülmektedir ve gerçeklik nasıl temsil edilmektedir? Kitabın geri kalanında da benzer sorular farklı alanlar üzerinden ele alınır.
Eser yayımlandıktan sonra yoğun eleştiriler de almıştır. Bazı düşünürler Foucault'nun bireyin rolünü küçümsediğini ve insan özgürlüğüne yeterince yer vermediğini savunmuştur. Özellikle Marksistler, ekonomik ve sınıfsal ilişkilerin önemini geri plana ittiği gerekçesiyle kitabı eleştirmiştir. Bazı tarihçiler ise Foucault'nun dönemler arasındaki kopuşları abarttığını ve tarihteki süreklilikleri yeterince açıklamadığını ileri sürmüştür. Buna karşılık destekçileri, onun bilgi ile iktidar arasındaki ilişkiyi ortaya koyarak modern düşünceye yeni bir bakış açısı kazandırdığını savunmuştur.
The Order of Things, yalnızca bir felsefe kitabı olarak değil, modern düşüncenin temellerini sorgulayan bir eser olarak kabul edilmektedir. Foucault'nun vermek istediği temel mesaj; insanların dünyayı olduğu gibi görmedikleri, yaşadıkları çağın düşünce kalıpları aracılığıyla gördükleridir. Bu nedenle kesin ve değişmez olduğunu düşündüğümüz birçok bilgi, aslında belirli bir tarihsel dönemin ürünü olabilir. Kitap okuyucuya yalnızca dünyayı değil, dünyaya bakış biçimini de sorgulamayı öğretir. Belki de eserin yarım yüzyıldan fazla zamandır tartışılmasının nedeni budur, çünkü Foucault, doğru bildiğimiz şeylerin bile hangi görünmez kurallar tarafından şekillendirildiğini sormaya cesaret etmiştir.