Kara Kedi III; Gölgenin Hatırladığı [ 26 Ocak 2026 ]


Kara Kedi III; Gölgenin Hatırladığı

Gece bu kez acele etmiyordu; sokak lambalarının altına düşen ışık, kaldırım taşlarında yarım kalmış cümleler gibi duruyor, rüzgar eski apartmanların arasından geçerken kimsenin yüksek sesle söylemeye cesaret edemediği düşünceleri fısıldıyordu, işte tam o anda Kara Kedi yeniden belirdi, bir köşeden değil, sanki zamanın içinden çıkmış gibi, gözlerinde ne merak vardı ne korku, sadece çok şey görmüş olmanın verdiği o ağır sakinlik, çünkü bazı varlıklar yaş almaz, sadece tanıklık biriktirir.

İnsanlar onu yine uğursuzlukla ilişkilendirdi, çünkü insan zihni anlamlandıramadığı şeyleri etiketlemeyi sever, oysa Kara Kedi bir işaret değil, bir ayna gibiydi; yanından geçenin içindeki çatlağı, bastırdığı niyeti, görmezden geldiği gerçeği yansıtıyordu ve bu yüzden bazıları onunla göz göze gelmekten kaçındı, bazıları ise durup arkasından baktı, sanki kedi değil de kendi geçmişleri yürüyüp gidiyordu.

Bir kapının önünde durdu Kara Kedi, kapı eskiydi, boyası çatlamış, tokmağı eskimişti, ama asıl eskimiş olan kapının ardındaki hikayeydi; içeride yarım bırakılmış kararlar, söylenmemiş sözler ve “sonra bakarız” denilerek ertelenmiş hayatlar vardı, kedi kapıya dokunmadı, çünkü bazı kapılar çalınmaz, sadece varlığıyla hatırlatılır, kapı açılmazsa da bu bir kayıp değildir, sadece bir yüzleşmenin ertelenişidir.

Kara Kedi yürürken gölgesi bazen uzadı, bazen kayboldu, çünkü gölge bile bulunduğu ışığa göre şekil değiştirir; tıpkı insanın ahlakı, cesareti ve doğruları gibi, ama kedi değişmedi, o hep aynı kaldı, çünkü o bir seçim değildi, o sonuçtu, insanın kendine ne kadar dürüst olduğunun sessiz bir ölçümüydü.

Bir çocuk onu fark etti, çocuklar fark eder çünkü henüz zihinleri sembollerle kirlenmemiştir, kara rengin “kötü”, yalnızlığın “eksik”, sessizliğin “tehlikeli” olduğuna dair ezberleri yoktur; çocuk gülümsedi, Kara Kedi durdu, gözlerini kırpmadan baktı ve o kısa an, bu hikayedeki en temiz andı, çünkü kabul görmek için açıklama yapmaya gerek yoktu.

Sonra Kara Kedi yeniden yürüdü, çünkü o kalmak için değil, geçmek için vardı; iz bırakmak için değil, fark ettirmek için, uğur getirmek ya da götürmek için değil, insanın kendi yüküyle yüzleşmesini sağlamak için, ve gece onu yuttuğunda geriye sadece şu soru kaldı.

“Kara Kedi gerçekten uğursuz muydu, yoksa senin görmek istemediğin gerçeğin rengi mi siyahtı”