Şehir uyuyordu. En azından insanlar öyle sanıyordu. Pencerelerin ardında sönen ışıklar, kapanan perdeler ve sessizleşen sokaklar, gecenin herkesi aynı karanlığın içine topladığı hissini veriyordu. Ama gece hiçbir zaman gerçekten sessiz değildir. Bazı sesler gündüz duyulmaz. Bazı adımlar yalnızca karanlık çöktüğünde ortaya çıkar. Ve bazı gölgeler. Yalnızca gece yürür. Kara Kedi o gece her zamankinden daha huzursuzdu. Dar bir sokağın köşesinde durmuş gözlerini karşıdaki eski binaya dikmişti. Kedi onu uzaktan izliyordu. Onu yeterince tanıyordu. Kara Kedi bir yere bakıyorsa, orada insanların göremediği bir şey vardı. Sokak boştu. Ne bir araba sesi. Ne bir insan sesi. Ne de rüzgar. Ama Kara Kedi gözlerini kırpmadan aynı noktaya bakmaya devam ediyordu. Kedi de baktı. İlk başta hiçbir şey göremedi.
Sonra. Binanın duvarına düşen gölgelerden biri hareket etti. Ama ortada onu oluşturacak kimse yoktu. Gölgeler hareket ederdi. Fakat bir insan olmadan yürüyemezdi. Bu gölge yürüyordu. Sessizce. Yavaşça. Duvar boyunca ilerliyordu. Kedinin kalbi hızlandı. Gölge birkaç metre ilerledi. Sonra durdu. Ve başını çevirdi. Evet. Bir gölgenin başı vardı. Ve o baş şimdi onlara bakıyordu. Kara Kedi hiç kıpırdamadı. Sanki yıllardır beklediği biriyle karşılaşmış gibiydi. Gölge birkaç saniye boyunca olduğu yerde kaldı. Ardından sokağın sonuna doğru ilerlemeye başladı. Kara Kedi yürümeye başladı. Kedi kara kediyi istemeden takip etti. Şehir geceleri bambaşka bir yere dönüşüyordu. Gündüz insanların doldurduğu caddeler şimdi terk edilmiş koridorlara benziyordu. Eski apartmanlar devasa taş yaratıklar gibi yükseliyor, sokak lambalarının altında uzayan gölgeler birbirine karışıyordu. Yürüdüler.
Dakikalar boyunca. Belki saatler boyunca. Kimse konuşmadı. Çünkü konuşmak, o anın büyüsünü bozacak gibiydi. Sonunda gölge eski bir meydana ulaştı. Meydanın ortasında yıllardır çalışmayan saat kulesi vardı. Saat tam gece yarısını gösteriyordu. Ama kedi bunun imkansız olduğunu biliyordu. Çünkü saat çoktan sabaha yaklaşmıştı. Gölge kulenin önünde durdu. Ve ilk kez insan biçiminden çıktı. Uzamaya başladı. Büyüdü. Karanlığın içine yayıldı. Bir ağacın kökleri gibi taşların arasına sızdı. Kedi geri çekildi. Çünkü artık onun bir gölge olmadığını anlamıştı. O şey. İnsanların sakladığı korkuların şekil bulmuş haliydi. Her pişmanlık. Her vicdan azabı. Her söylenmeyen söz. Her yarım kalmış veda. Yıllar boyunca birikmişti. Ve geceleri yürüyordu. Kara Kedi sessizce gölgeye baktı. Sonra ilk kez konuştu. İnsan kaçtığını sanıyor. Kedi gözlerini ondan ayırmadan dinledi. Kendinden kaçtığını fark etmiyor. Meydandaki karanlık biraz daha büyüdü.
Gölgeler taşların üzerine yayıldı. Saat kulesinin duvarlarını kapladı. Sonra bir anda durdu. Ve gece boyunca ilk kez sessizlik çöktü. Derin bir sessizlik. İnsanın kendi kalp atışını duyabileceği kadar derin. O anda kedi kız bir şey fark etti. Gölge aslında herkese aitti. Bir kısmı ona. Bir kısmı başkalarına. Bir kısmı da çoktan unutulmuş insanlara. Çünkü herkes içinde yürüyen bir gölge taşırdı. Bazıları onu kabul ederdi. Bazıları ondan korkardı. Bazıları ise hayatı boyunca ondan kaçmaya çalışırdı. Ama gölgeler sabırlıdır. Onlar koşmaz. Bağırmaz. Peşinden gelmez. Sadece bekler. Ve bir gün. İnsan dönüp baktığında. Hala orada olduklarını görür. Sabahın ilk ışıkları ufukta belirmeye başladığında gölge yavaş yavaş dağıldı. Kule yeniden sessizleşti. Meydan yeniden boşaldı. Her şey normal görünüyordu. Ama kara kedinin kedisi artık biliyordu. Bazı geceler sokaklarda yürüyen şey karanlık değildir. İnsanın kendisinden sakladığı gerçeklerdir.
Ve Kara Kedi...
Onları herkesten önce görür.