İnsanlık tarihi boyunca ses yalnızca bir iletişim aracı olarak görülmemiş, aynı zamanda görünmeyen güçlerle bağlantı kurmanın, bilinç durumlarını değiştirmenin ve kutsal kabul edilen alanlara ulaşmanın bir anahtarı olarak değerlendirilmiştir. Dünyanın farklı bölgelerinde yaşamış birçok kadim uygarlık, belirli seslerin ve frekansların insan zihni üzerinde olağanüstü etkiler oluşturduğuna inanmış, bu nedenle bazı ses bilgilerini yalnızca rahiplere, inisiyelere ve tapınak görevlilerine öğretmiştir. Bu bilgiler halktan gizlenmiş, nesiller boyunca yalnızca belirli kişiler arasında aktarılmıştır. Antik Mısır tapınaklarında görev yapan rahiplerin, büyük taş salonlarda yankılanan özel ilahiler kullandıkları bilinmektedir. Araştırmacılar, bazı tapınakların mimarisinin belirli sesleri güçlendirecek şekilde tasarlandığını düşünmektedir. Özellikle yer altı odalarında gerçekleştirilen ritüeller sırasında kullanılan derin tonlu seslerin, katılımcıların bilinç durumlarını etkilediğine inanılmıştır. Bu seslerin yalnızca kulakla duyulmadığı, aynı zamanda beden tarafından hissedildiği ve kişinin ruhsal deneyimini değiştirdiği düşünülüyordu.
Mezopotamya'da görev yapan rahiplerin de belirli ritüeller sırasında tekrarlanan ses dizileri kullandıkları bilinmektedir. Kil tabletlerde bulunan bazı kayıtlar, tanrılarla iletişim kurmak amacıyla belirli tonların ve ritmik tekrarların kullanıldığını göstermektedir. Bu uygulamaların amacı yalnızca dua etmek değil, aynı zamanda insan bilincini farklı bir algı düzeyine taşımaktı. Kadim inanışlara göre evren belirli titreşimlerden oluşuyordu ve doğru sesler kullanıldığında bu titreşimlerle uyum kurulabiliyordu. Tibet'in yüksek dağlarında yaşayan mistik keşişlerin uyguladığı boğaz şarkıları ve çok katmanlı ses teknikleri de benzer bir anlayışın devamı olarak görülmektedir Tek bir kişinin aynı anda birden fazla ton üretebilmesi, yalnızca müzikal bir beceri olarak değil, ruhsal bir çalışma olarak değerlendirilmiştir. Bu seslerin meditasyon sırasında zihni sakinleştirdiği, korkuları azalttığı ve kişinin iç dünyasına yönelmesini kolaylaştırdığına inanılmıştır.
Bazı ezoterik geleneklerde evrenin yaratılışının bir sesle başladığı düşüncesi yer alır. Bu görüşe göre var olan her şey titreşimlerden oluşmaktadır ve ses, bu titreşimlerin en saf ifadelerinden biridir. Bu nedenle birçok kadim rahip, belirli frekansların yalnızca fiziksel dünyayı değil, insanın ruhsal yapısını da etkileyebileceğine inanmıştır. Tapınaklarda kullanılan bazı ilahilerin ve ses dizilerinin yazılı kaynaklarda eksik bırakıldığı ya da tamamen gizlendiği yönündeki iddialar da buradan doğmaktadır. Antik Yunan'da yaşayan bazı filozoflar ve mistik okullar, gezegenlerin bile kendilerine özgü frekanslar ürettiğini savunuyordu. Kürelerin Müziği olarak bilinen bu düşünceye göre gök cisimlerinin hareketleri görünmeyen bir kozmik melodi oluşturuyordu. Rahipler ve inisiye edilmiş kişiler, bu evrensel uyumu anlamaya çalışıyor ve bazı ritüellerde bu kozmik düzeni temsil eden sesler kullanıyordu.
Orta Amerika uygarlıklarında bulunan bazı törensel flütler ve özel tasarlanmış ses araçları da dikkat çekicidir. Arkeologlar, bu enstrümanların çıkardığı seslerin oldukça sıra dışı olduğunu ve insan psikolojisini etkileyebilecek özellikler taşıdığını belirtmektedir Bazı seslerin ağlayan bir insanı, bazılarının ise rüzgârı veya görünmeyen varlıkları andırdığı söylenmektedir. Bu nedenle bu araçların yalnızca müzik yapmak için değil törensel amaçlarla kullanıldığı düşünülmektedir. Kadim rahiplerin ses frekanslarına verdiği önem tapınak mimarisinde de görülmektedir. Dünyanın birçok farklı bölgesindeki kutsal yapılarda yankıyı güçlendiren odalar, dar koridorlar ve kubbeler bulunmaktadır. Bazı araştırmacılar bu yapıların yalnızca mimari tercihler olmadığını, sesin etkisini artırmak için bilinçli şekilde tasarlandığını öne sürmektedir. Böylece ritüeller sırasında kullanılan sesler çok daha etkileyici hâle geliyor ve katılımcılar üzerinde güçlü bir atmosfer oluşturuyordu.
Ezoterik geleneklerde anlatılan bir başka ilginç iddia ise bazı frekansların bilinç kapılarını açabildiğidir. Bu öğretilere göre belirli titreşimler insanın günlük algısını geçici olarak değiştiriyor ve daha derin farkındalık durumlarına ulaşmasını sağlıyordu. Elbette bu tür iddiaların büyük bölümü tarihsel anlatılara ve ezoterik kaynaklara dayanmaktadır. Ancak bu anlatılar, sesin kadim toplumlar için ne kadar önemli bir unsur olduğunu göstermektedir. Günümüzde bilim insanları ses frekanslarının insan psikolojisi üzerindeki etkilerini araştırmaya devam etmektedir. Bazı seslerin rahatlatıcı, bazılarının ise stres artırıcı etkiler oluşturabildiği bilinmektedir. Bu durum binlerce yıl önce yaşamış rahiplerin sesin insan üzerindeki gücünü sezmiş olabileceği düşüncesini daha da ilgi çekici hale getirmektedir.
Belki de kadim rahiplerin en büyük sırrı belirli bir frekansta değil, sesin insan üzerindeki etkisini anlamış olmalarında yatıyordu. Çünkü tarih boyunca birçok uygarlık, görünmeyen dünyaya açılan kapının bazen bir sembolde, bazen bir ritüelde, bazen de yalnızca doğru zamanda duyulan bir seste saklı olduğuna inanmıştır. İşte bu nedenle yasak ses frekansları efsanesi, okültizm ve ezoterik tarihin en gizemli konularından biri olarak günümüze kadar ulaşmayı başarmıştır.