Panda denildiğinde çoğu insanın yüzünde istemsiz bir gülümseme oluşur. Bunun sebebi sadece sevimli görünüşü değil, aynı zamanda bizde uyandırdığı duygusal tepkidir. Yuvarlak yüzü, iri siyah göz halkaları ve ağır ama huzurlu hareketleri, insan beyninde tehdit yok, güvenli ve sakin algısı yaratır. Bu da doğrudan rahatlama ve mutluluk hissini tetikler.
Bilimsel olarak bakıldığında, insanların pandalara karşı bu kadar pozitif hissetmesinin nedeni bebeksi özellikler dediğimiz durumdur. Büyük gözler, yuvarlak hatlar ve yumuşak hareketler, beynin bakım, verme ve koruma içgüdüsünü aktive eder. Bu sırada dopamin ve oksitosin gibi mutlulukla ilişkili kimyasallar devreye girer. Yani panda sadece sevimli değil, aynı zamanda biyolojik olarak da bizi mutlu edecek şekilde algılanır.
Pandaların yaşam tarzı da bu etkiyi güçlendirir. Günlerinin büyük kısmını bambu yiyerek ve dinlenerek geçirirler, aceleleri yoktur, agresif davranışları nadirdir. Bu sakinlik, modern hayatın hızından bunalan insan için adeta bir yavaşlama sembolü haline gelir. Panda izlemek, çoğu insan için zihinsel bir mola gibidir. Bir anlığına dünyanın telaşı durur.
Bugünün dünyasında stres, kaygı ve hız sürekli artarken, panda gibi canlılar bize basit ama güçlü bir mesaj verir; hayat sadece üretmek ve yetişmekten ibaret değildir. Bazen durmak, yavaşlamak ve sadece var olmak da yeterlidir. Belki de bu yüzden panda, sadece bir hayvan değil, aynı zamanda modern insanın ihtiyaç duyduğu dinginliğin sessiz bir temsilcisidir.