Franklin Keşif Seferi, 1845 yılında Sir John Franklin komutasında, Kuzeybatı Geçidi’ni bulmak amacıyla yola çıkan HMS Erebus ve HMS Terror adlı iki gemiyle başladı. Ancak bu yolculuk kısa sürede tarihin en büyük keşif gizemlerinden birine dönüştü. Güçlü donanımlara sahip bu gemiler ve 129 kişilik mürettebat, Arktik Okyanusu’nun acımasız buzları arasında sıkışıp kaldı ve yıllarca onlardan hiçbir haber alınamadı.
Seferin gizemi, yıllar sonra bulunan parçalı kanıtlarla yavaş yavaş aydınlanmaya başladı. Beechey Adası’nda keşfedilen üç mezar, yolculuğun daha ilk yılında kayıpların başladığını gösterirken, daha sonra bulunan notlar gemilerin buzlar arasında mahsur kaldığını ve mürettebatın gemileri terk etmek zorunda kaldığını ortaya koydu, ayrıca yapılan incelemeler bazı mürettebatın açlık, soğuk ve hatta kurşun zehirlenmesi gibi nedenlerle hayatını kaybettiğini düşündürmektedir.
En çarpıcı bulgular ise yıllar sonra yerli Inuit halkının anlattıklarıyla birleşti, onların aktardığı hikayelerde, hayatta kalmaya çalışan denizcilerin yürüyerek güneye inmeye çalıştığı, ancak çoğunun yolda hayatını kaybettiği anlatılırken, modern araştırmalar ve bulunan kemik kalıntıları bu trajedinin boyutunu daha da netleştirdi ve bazı kalıntılarda yamyamlık izlerine rastlanması, hayatta kalma mücadelesinin ne kadar umutsuz bir noktaya ulaştığını gözler önüne serdi.
Franklin Keşif Seferi’nin akıbeti, tamamen çözülebilmiş bir hikaye olmaktan çok, parçaları bir araya getirilen trajik bir yapboz gibidir. 2014 ve 2016 yıllarında batık gemilerin bulunmasıyla birlikte olayın büyük kısmı aydınlatılmış olsa da, o son günlerde tam olarak neler yaşandığı hala bilinmezliğini korur ve bu sefer, insanın keşif arzusu ile doğanın acımasız gerçekleri arasındaki ince çizgiyi hatırlatan en çarpıcı tarihsel olaylardan biri olarak varlığını sürdürür.