Garuda, Hint mitolojisinin gök kubbeyi yaran, kanat çırpışıyla rüzgarı yön değiştiren ve bakışıyla karanlıkta saklanan zehri ortaya çıkaran kudretli varlığı olarak, yalnızca bir mitolojik kuş figürü değil, kozmik düzenin, ilahi adaletin ve özgürlüğe susamış ruhun sembolü haline gelmiş bir bilinç arketipidir çünkü onun hikayesi, basit bir doğum efsanesinden ibaret olmayıp, tanrılarla insanlar, gökle yer, ışıkla zehir arasındaki gerilimi anlatan çok katmanlı bir kozmik dramın parçasıdır. Kadim metinlerden özellikle Mahabharata ve Puranalar içinde detaylarıyla aktarılan anlatılara göre Garuda, bilgelik ile kader arasında sıkışmış annesi Vinata’nın duasının ve sabrının sonucu olarak dünyaya gelmiş, daha doğduğu anda sıradan bir varlık olmadığı, bedeninden yükselen ateş ışığı ve tanrıların bile bakmakta zorlandığı ihtişamıyla anlaşılmıştır öyle ki bazı tasvirlerde onun kanatlarını ilk kez açtığında göğün titreştiği, rüzgarların yön değiştirdiği ve tanrıların bu yeni gücün sınırlarını anlamak için geri çekildiği anlatılır.
Garuda’nın en belirgin mitolojik yönü, yılan ırkı olan Nagalarla olan kadim düşmanlığıdır fakat bu düşmanlık yalnızca avcı ile av arasındaki doğal bir mücadele değil, sembolik düzlemde zehirle panzehir, karanlıkla aydınlık, bilinçle bağımlılık arasındaki metafizik savaşı temsil eder, çünkü Naga figürü çoğu zaman yeraltını, gizli bilgiyi, kimi zaman da sinsi arzuları temsil ederken, Garuda göğe yükselen, zincirleri koparan ve bağımlılığı parçalayan bir özgürlük gücüne dönüşür. Bu nedenle Garuda, Hint düşüncesinde yalnızca fiziksel bir güç değil, insanın kendi içindeki korkulara ve zehirli alışkanlıklara karşı verdiği mücadelenin simgesi olarak da okunur; onun pençesinde kıvranan yılan, bastırılmış korkuların ya da ruhu esir alan bağımlılıkların alegorisine dönüşür ve böylece mit, insan psikolojisinin sembolik bir aynası haline gelir.
Garuda’nın ilahi statüsünü daha da yücelten unsur ise, koruyucu ve düzen kurucu tanrı olan Vishnu’nun bineği ve taşıyıcısı olarak kabul edilmesidir bu bağ, Garuda’yı sıradan bir mitolojik yaratık olmaktan çıkarıp ilahi iradenin göksel aracı haline getirir, çünkü Vishnu’nun evreni dengeleyen müdahaleleri sırasında Garuda, tanrısal kudreti zamana ve mekana taşıyan bir hız sembolüne dönüşür. Mitolojik anlatılarda Garuda’nın devasa kanatları yalnızca uçmak için değil, göğü ve yeri birbirine bağlayan bir eksen gibi tasvir edilir bazı yorumcular onun figürünü kozmik eksen, yani dünya ile ilahi alem arasındaki dikey bağlantının sembolü olarak değerlendirir, çünkü Garuda hem yere iner hem de en yüksek semalara çıkar, böylece insan ile tanrı arasındaki mesafeyi aşan bir aracı figür olur.
Güneydoğu Asya kültürlerinde de Garuda’nın etkisi güçlüdür özellikle Endonezya’da devasa boyutlardaki Garuda Wisnu Kencana heykeli, onun yalnızca mitolojik bir karakter değil, ulusal kimliğin ve kültürel hafızanın sembolü haline geldiğini gösterir, çünkü bu heykel göğe doğru yükselen bir bilinç anıtı gibi tasarlanmış ve Garuda’nın ilahi taşıyıcılık rolünü somutlaştırmıştır. Garuda figürü zamanla yalnızca mitolojik metinlerde değil kraliyet armalarında, tapınak kabartmalarında ve modern sembollerde de yer almış, hatta Endonezya’nın ulusal armasında merkezî bir figür olarak kullanılmıştır bu durum, onun binlerce yıl boyunca kültürel bilinçte yaşayan, sürekli yeniden yorumlanan ve her çağda farklı bir anlam katmanı kazanan bir sembol olduğunu gösterir.
Sonuç olarak Garuda, kanatlı bir varlık olmanın ötesinde, insanın içsel zincirlerini kırma arzusunun, zehri panzehire dönüştürme cesaretinin ve göğe doğru yükselme tutkusunun mitolojik ifadesidir o, yalnızca bir kuş değil, özgürlüğün ateşle yazılmış bir manifestosudur ve her mitolojik anlatımında, göğe doğru atılan bir bilinç sıçrayışının sembolik yankısı duyulur.