Bir çocuğun ders çalışırken sürekli etrafına bakması, kalemiyle oynaması, birkaç dakika sonra sıkılması ya da defterinin başında dalıp gitmesi çoğu ebeveyn için tanıdık bir manzaradır. Böyle anlarda akla gelen ilk düşünce genellikle aynıdır. Bu çocuk neden odaklanamıyor. Oysa belki de sorulması gereken soru biraz farklıdır. Acaba çocuk gerçekten derse odaklanamıyor mu, yoksa bize anlatamadığı bir şeyleri davranışlarıyla mı göstermeye çalışıyor. Çocuklar her zaman duygularını kelimelerle ifade edemezler. Bazen canlarını sıkan bir şeyi anlatamazlar, bazen ne hissettiklerini kendileri bile tam olarak anlayamazlar. Ancak yetişkinlerin fark etmediği birçok şeyi davranışlarıyla göstermeye çalışırlar.
Bu yüzden her ders masasından kalkmak isteyen çocuk tembel değildir. Her dikkati dağılan çocuk sorumsuz değildir. Her düşük not da ilgisizliğin sonucu değildir. Bazen bir çocuğun yaşadığı şey, yalnızca dersle ilgili değildir. Günümüz çocukları belki de tarihin hiçbir döneminde olmadığı kadar yoğun bir dünyanın içinde büyüyor. Okul, sınavlar, ödevler, beklentiler, kurslar, ekranlar, bildirimler ve sürekli bir yerlere yetişme telaşı. Bu koşuşturmanın içinde bazen çocukların ne hissettiğini sormayı unutabiliyoruz. Çünkü çoğu anne ve baba kötü niyetli değildir. Tam tersine, çocukları için en iyisini isterler. Ancak bazen geleceği kurtarmaya çalışırken bugünü kaçırabiliriz. Bir çocuğa gün içinde kaç kez. Dersini yaptın mı diye soruyoruz.
Peki kaç kez bugün nasılsın diye soruyoruz. Belki de bazı cevaplar tam olarak burada saklıdır. Çünkü çocuklar yalnızca başarılı olmak istemezler. Anlaşılmak da isterler. Dinlenmek de isterler. Görüldüklerini hissetmek de isterler. Ve bazen bir çocuğun ihtiyacı olan şey yeni bir çalışma programı değil, yanında sessizce oturup onu gerçekten dinleyen bir yetişkindir. Belki de her dikkatsizliğin arkasında büyük sebepler aramamak gerekir. Ama her davranışın arkasında bir hikaye olabileceğini de unutmamak gerekir. Çünkü bazı çocuklar yardım istemez. Bazı çocuklar yardım çağırmaz çocuklar yalnızca davranışlarıyla konuşur. Ve bazen onların sessizliğini duymak, söylediklerini duymaktan çok daha önemlidir.