Bir çocuk dünyaya geldiğinde yalnızca yeni bir hayat başlamaz aynı zamanda anne ve babaların yıllardır içlerinde taşıdığı umutlar, korkular, pişmanlıklar, yarım kalmış hayaller ve gerçekleşmemiş hedefler de sessizce onun geleceğine doğru yol almaya başlar. Çünkü birçok ebeveyn farkında olmadan çocuklarını yalnızca büyütmez aynı zamanda kendi geçmişleriyle hesaplaşmak için onları bir köprüye dönüştürür. İşte tam da bu noktada önemli bir soru ortaya çıkar Çocuğun geleceği gerçekten ona mı aittir, yoksa ebeveynlerin geçmişten taşıdığı eksik hikayelerin devamı mıdır. Her anne ve baba çocuğu için en iyisini istediğini söyler. Bu çoğu zaman doğrudur. Ancak en iyisi kndi geçmişleriyle hesaplaşmak için onları bir köprüye dönüştürür. İşte tam da bu noktada önemli bir soru ortaya çıkar Çocuğun geleceği gerçekten ona mı aittir, yoksa ebeveynlerin geçmişten taşıdığı eksik hikayelerin devamı mıdır. Her anne ve baba çocuğu için en iyisini istediğini söyler. Bu çoğu zaman doğrudur. Ancak en iyisi kavramı bazen çocuğun yetenekleri, ilgileri ve hayalleri üzerinden değil, ebeveynlerin kendi yaşam deneyimleri üzerinden şekillenir. Üniversiteye gidememiş bir baba oğlunun mutlaka iyi bir üniversite kazanmasını ister. Doktor olmayı hayal etmiş ama olamamış bir anne, kızının beyaz önlük giymesini görmek ister. Maddi sıkıntılar yaşamış bir aile, çocuğunun güvenli bir mesleğe sahip olması için baskı kurabilir. Dışarıdan bakıldığında bunların hepsi sevgi gibi görünür. Fakat bazen sevgi ile yönlendirme arasındaki çizgi o kadar incelir ki çocuk, kendi sesini duyamayacak kadar başkalarının beklentileri içinde kaybolabilir.
Bir çocuğun hayatındaki en büyük ihtiyaçlardan biri anlaşılmaktır. Fakat birçok çocuk, anlaşılmaktan çok yönlendirilir. Ne hissettiği sorulmadan ne olması gerektiği anlatılır. Neyi sevdiği keşfedilmeden hangi mesleğin daha prestijli olduğu öğretilir. Hayatının nasıl şekilleneceğine dair kararlar henüz kendi kimliğini bile oluşturmadan önce onun adına verilmeye başlanır. Böylece çocuk büyürken kendi iç dünyasını keşfetmek yerine başkalarının onayını kazanmayı öğrenir Aslında burada kötü niyet yoktur. Çoğu ebeveyn çocuklarını üzmek istemez. Onların hata yapmasını istemez. Kendi yaşadıkları zorlukları yaşamamalarını ister. Ancak hayatın ilginç bir gerçeği vardır. Bir insanı korumaya çalışırken bazen onun kendisi olmasını engelleyebilirsiniz. Çünkü insan yalnızca başarılarıyla değil, yaptığı hatalarla, verdiği kararlarla ve kendi yolunu bulma mücadelesiyle büyür. Eğer her adım önceden belirlenmişse, kişi başarıya ulaşsa bile bunun kendi başarısı olup olmadığını sorgulamaya başlar.
Günümüzde birçok yetişkinin içinde açıklayamadığı bir boşluk bulunmasının nedenlerinden biri de budur. Dışarıdan bakıldığında iyi bir işi, düzenli bir geliri ve toplumun takdir ettiği bir kariyeri vardır. Fakat gece yalnız kaldığında kendisine şu soruyu sorar. Ben gerçekten bunu mu istedim İşte bu soru, yıllar boyunca bastırılmış bir kimliğin sessiz çığlığıdır. Çünkü insan bazen yanlış meslekte çalıştığı için değil, kendi seçmediği bir hayatı yaşadığı için yorulur. Çocuklar anne ve babalarının mülkü değildir. Onlar, ebeveynlerinden geçen genleri taşısalar da kendi karakterleri, yetenekleri merakları ve hayalleri olan bağımsız bireylerdir Bir çocuğun resim yapmayı sevmesi, müzikle ilgilenmesi, bilim insanı olmak istemesi ya da hiç kimsenin beklemediği bir alana yönelmesi onun yanlış yolda olduğu anlamına gelmez. Belki de ilk kez gerçekten kendisine ait olan yolu bulduğu anlamına gelir.
Ne yazık ki toplum da bu baskıyı artıran önemli unsurlardan biridir. Çünkü birçok aile çocuğunun mutluluğundan önce çevrenin ne düşüneceğini önemsemeye başlar. Komşuların, akrabaların veya arkadaşların gözündeki başarı algısı, çocuğun iç dünyasındaki mutluluğun önüne geçebilir. Böyle durumlarda çocuk yalnızca ailesinin beklentileriyle değil, görünmez bir toplumsal yargı mekanizmasıyla da mücadele etmek zorunda kalır.
Oysa gerçek başarı, insanın her sabah uyandığında yaptığı işe anlam yükleyebilmesidir. Bir insan sevmediği bir meslekte çok para kazanabilir yüksek makamlar elde edebilir ve çevresinden saygı görebilir. Ancak içindeki eksiklik hissi yıllar boyunca onunla yaşamaya devam eder. Çünkü insan ruhu başkalarının alkışlarıyla değil, kendi seçimleriyle huzur bulur.
Belki de ebeveynlerin çocuklarına verebileceği en büyük hediye, onlar adına karar vermek değil onların kendileri adına karar verebilecek kadar güçlü bireyler olmasına yardımcı olmaktır. Çünkü rehberlik etmek ile yön vermek aynı şey değildir. Rehberlik, çocuğun yolunu aydınlatır. Yön vermek ise çoğu zaman o yolun sahibini değiştirir. Bir gün her çocuk büyür. Bir meslek sahibi olur, kendi hayatını kurar ve geçmişine dönüp bakar. İşte o gün vereceği cevap çok önemlidir Eğer Bu hayatı ben seçtim diyebiliyorsa, karşısına çıkan zorluklar ne kadar büyük olursa olsun içinde huzur bulabilir. Fakat Bu hayatı başkaları benim için seçti düşüncesi zihnine yerleşmişse, elde ettiği başarılar bile ona ait hissettirmeyebilir. Bu yüzden asıl soru şudur. Bir çocuğu geleceğe hazırlarken ona kendi yolunu bulması için alan mı açıyoruz, yoksa farkında olmadan kendi geçmişimizin yüklerini mi taşıtıyoruz. Çünkü bazen çocukların geleceğini belirleyen şey onların hayalleri değil, ebeveynlerin yıllar önce vazgeçmek zorunda kaldıkları hayaller olabilir. Ve bir insanın taşıyabileceği en ağır yüklerden biri, kendisine ait olmayan bir hayatı yaşamaktır.