Bazı duygular vardır, ilk bakışta aşk gibi görünür ama biraz derine indiğinde aslında seçilmiş bir duygu değil, seni içine çeken görünmez bir alan gibi hissettirir çünkü insan çoğu zaman kimi seveceğine bilinçli olarak karar vermez, aksine içinde daha önce oluşmuş, belki çocukluktan, belki geçmiş deneyimlerden, belki de farkında bile olmadığı duygusal boşluklardan beslenen bir çekim alanına doğru sürüklenir ve tam da bu yüzden bazı insanlara mantık dışı bir yakınlık hissederken, bazılarına hiçbir sebep yokken uzak kalır. Astroloji bu noktada yüzeyde görünen aşk kavramının çok ötesine geçerek, insanın neden belirli tip insanlara yöneldiğini, neden aynı hikayeleri farklı yüzlerle tekrar yaşadığını ve neden bazen kendine iyi gelmeyen kişilere bile güçlü bir çekim hissettiğini açıklayan derin bir harita sunar; çünkü haritada yer alan her bir gezegen, her bir ev ve her bir açı, aslında sadece karakterini değil, hangi duygusal frekanslara açık olduğunu ve hangi enerjiye karşı savunmasız kaldığını da anlatır.
Özellikle Ay burcu, insanın bilinçaltında sakladığı ihtiyaçları ve güven arayışını temsil ederken, Venüs burcu nasıl sevdiğini ve nasıl sevilmek istediğini gösterir, fakat asıl mesele burada başlar çünkü çoğu insan Venüs’üne göre sevdiğini zannederken aslında Ay burcunun eksik bıraktığı duyguyu tamamlayacak kişilere çekilir ve bu durum çoğu zaman sağlıklı bir seçim değil, tanıdık bir hisse geri dönüş olur yani kişi gerçekten doğru insanı değil, kendisine tanıdık gelen duyguyu seçer. Bu yüzden hayatında tekrar eden ilişkiler tesadüf değildir, aynı tip insanların farklı yüzlerle karşına çıkması bir şanssızlık değil, çözülmemiş bir döngünün yansımasıdır ve astrolojide bu döngüler çoğu zaman Güney Ay Düğümü ile ilişkilendirilir çünkü Güney Ay Düğümü insanın alıştığı, tanıdığı ama büyümesini engelleyen kalıpları temsil eder ve bu kalıplar, kişiyi güvenli hissettirdiği için tekrar tekrar aynı hikayelere çeker, ta ki kişi bunun farkına varana kadar.
İşte bu noktada çekim ile sevgi arasındaki fark ortaya çıkar çünkü çekim çoğu zaman hızlı, yoğun ve kontrolsüzdür, insanı içine çeker ve düşündürmeden hissettirir, oysa sevgi daha yavaş, daha bilinçli ve daha dengelidir çekim seni birine götürür ama sevgi orada kalıp kalmayacağını belirler ve çoğu insan bu iki duyguyu karıştırdığı için, aslında kendisine iyi gelmeyen bağların içinde kalır. Bazen biriyle tanışırsın ve hiçbir mantıklı açıklaması olmadan sanki onu yıllardır tanıyormuş gibi hissedersin, işte bu his çoğu zaman ruh eşinden çok, tanıdık bir duygunun yeniden aktive olmasıdır çünkü insan bilinmeyenden çok, bildiği acıya daha kolay bağlanır ve bu bağ, aşk sanıldığı için fark edilmesi en zor döngülerden birine dönüşür.
Astrolojik olarak bakıldığında özellikle 7. ev ve bu evdeki gezegenler, kişinin hayatına çekeceği insan tiplerini gösterirken, Mars ise tutku ve arzu dinamiklerini belirler ve bu kombinasyonlar, kişinin sadece kimi seveceğini değil, kimlere karşı kontrolsüz bir çekim hissedeceğini de ortaya koyar yani aslında mesele doğru insanı bulmak değil, neden belirli insanlara çekildiğini anlamaktır. Ve belki de asıl soru tam olarak burada başlar Gerçekten birini seviyor musun yoksa sadece sana tanıdık gelen bir duygunun peşinden mi gidiyorsun. Çünkü insan bazen kalbiyle değil geçmişinin izleriyle bağ kurar ve bu izler çözülmeden kurulan her ilişki, yeni bir başlangıç gibi görünse de aslında eski bir hikayenin devamından ibarettir.
Bu yüzden astroloji sana kimin doğru olduğunu söylemez, sana neden yanlış kişilere çekildiğini gösterir çünkü gerçek dönüşüm, doğru insanı bulduğunda değil, yanlış insanlara neden gittiğini anladığında başlar ve belki de o an, hayatına giren insanların değiştiğini değil, senin artık aynı frekansta olmadığını fark edersin.