İnsan en çok hissettiği yerde en azını gösterir duygular derinleştikçe, onları dışarıya olduğu gibi bırakmak bir özgürlük değil, garip bir şekilde bir risk gibi hissettirmeye başlar ve bu yüzden, aslında içten içe birine karşı yoğun bir yakınlık, merak ve çekim hissederken, dışarıdan bakıldığında sanki hiçbir şey yokmuş gibi davranmak, bir tür duygusal savunma mekanizmasına dönüşür. Sevdiğin kişi sıradan biri değildir onun yanında söylediğin bir cümle, yaptığın bir mimik, attığın bir adım bile sanki daha fazla anlam taşır ve bu yoğunluk, insanın doğal halini alıp götürür, rahatlığını çalar, spontane davranışlarını kilitler, seni olduğundan daha ciddi, daha kontrollü, hatta zaman zaman soğuk birine dönüştürür oysa aynı kişi, hiç önemsemediği insanların yanında daha rahat, daha komik, daha akışkan olabilir, çünkü orada kaybetme ihtimali yoktur, orada yanlış anlaşılma korkusu bu kadar büyümez.
İşte tam da bu yüzden, sevdiğin kişiye karşı bazen umursamaz gibi görünürsün çünkü aslında fazla umursuyorsundur ve bu yoğunluk, seni olduğun gibi davranmaktan alıkoyar, seni ölçülü olmaya, kendini saklamaya, fazla belli etmemeye zorlar içten içe bilirsin ki, bu sefer sıradan bir etkileşim değil, bu sefer kalbinin dahil olduğu bir durum vardır ve kalp devreye girdiğinde, zihin kontrolü kaybetmemek için her şeyi daha sıkı tutmaya başlar. Birine gerçekten değer verdiğinde, onun gözündeki yerin önem kazanır ve işte tam o noktada, insanın içindeki en doğal hal, yerini bir tür performansa bırakır kelimeler seçilerek söylenir, tepkiler süzülerek verilir, duygular filtreden geçirilir ve sonuçta ortaya çıkan şey, senin en gerçek halin değil, en temkinli halin olur, bu yüzden de sevdiğin kişinin yanında daha tutuk, daha mesafeli, daha ciddi bir versiyonuna dönüşürsün.
Oysa ironik olan şudur. İnsan en çok anlaşılmak istediği kişiye karşı en az anlaşılır hale gelir çünkü içindeki yoğunluk, sadeliği bozar, doğallığı kesintiye uğratır ve seni, aslında olmak istemediğin bir role iter güçlü görünmeye çalışırken uzak, cool görünmeye çalışırken ilgisiz, dengeli olmaya çalışırken duygusuz gibi algılanırsın. Ve belki de bu yüzden, bazı hikayeler hiç başlamadan yanlış anlaşılır iki insan da aslında hissettiklerini sakladığı için, ortada gerçek bir bağ kurulamadan herkes kendi içine çekilir, herkes kendi içinde konuşur ama kimse gerçekten birbirine ulaşamaz. Gerçek şu ki, sevdiğin kişinin yanında değişmen bir zayıflık değil aksine, o kişinin sende bir şeyleri tetiklediğinin, seni daha derin bir yerden etkilediğinin göstergesidir ama mesele, bu değişimin seni susturmasına izin vermemek, hissettiklerini bastırmak yerine yönetebilmek ve en önemlisi, sevdiğin kişinin yanında da kendin olmayı öğrenebilmektir.
Bir insanın sana gerçekten iyi gelip gelmeyeceğini belirleyen şey, onun yanında ne kadar iyi göründüğün değil, onun yanında ne kadar kendin olabildiğindir.