İnsan, kalbinden bir dilek geçtiği anda evrenin onu duymasını ister aşkı çağırdığında kapının çalınmasını, parayı düşündüğünde fırsatın belirmesini, sağlığı arzuladığında bedeninin hafiflemesini bekler ve çoğu zaman geciken her şeyi verilmedi sanır, oysa belki de mesele verilmemesi değil, hazır olunmamasıdır. Evrenin işleyişine spiritüel bir gözle bakanlar, hayatın bir sipariş sistemi gibi çalışmadığını, daha çok bir denge mekanizması olduğunu söyler çünkü doğada hiçbir enerji boşlukta asılı kalmaz, atılan her adım bir yankı üretir ve her niyet bir titreşim oluşturur, ancak bu titreşimin geri dönüş zamanı, insanın sabırsız takvimiyle değil, sürecin olgunlaşma hızına göre belirlenir.
Aşk örneğini düşünelim insan çoğu zaman hazırım dediğinde aslında yalnızlıktan kaçmaya hazırdır, sevgi vermeye değil, sevgiyle yüzleşmeye değil, kendi eksik taraflarını aynada görmeye hiç değil ve evren bazen dileği hemen vermez, çünkü verilen kişi bir ödül değil, bir sınav olabilir doğru zamanda gelen aşk çoğu zaman önce içsel dönüşümün tamamlanmasını bekler, çünkü iki insanın yolları yalnızca duyguyla değil, bilinç seviyesiyle kesişir. Para meselesi de benzer bir yasaya bağlıdır bolluk yalnızca istemekle değil, kapasiteyle ilişkilidir ve evren, taşıyamayacağınız yükü omzunuza bırakmaz, çünkü hazır olunmadan gelen para ya hızla kaybolur ya da karakteri ezer bu yüzden bazı fırsatlar gecikiyor gibi görünürken aslında insanın zihinsel ve duygusal altyapısı inşa edilmektedir.
Sağlık ise daha hassas bir alandır beden, yalnızca biyolojik bir makine değil, duygusal ve zihinsel durumun aynasıdır ve evren bazen bir rahatsızlığı ceza olarak değil, uyarı olarak gönderir, çünkü insan hızını kesmediğinde, iç sesini duymadığında ya da kendi sınırlarını ihlal ettiğinde beden konuşmaya başlar burada ödül ve ceza kavramları yerini denge ve sonuç yasasına bırakır.
Peki evren gerçekten ödül ve ceza mı dağıtır
Belki de mesele ödül değil, yansıma çünkü evren çoğu öğretiye göre bilinçli bir varlık değil, bilinçle etkileşen bir sistemdir ve insanın düşünce niyet ve eylemleri bir frekans üretir, bu frekans ise benzer koşulları çeker burada sihirli bir torba yoktur, daha çok bir rezonans alanı vardır ve kişi neyi taşıyorsa onunla uyumlu deneyimleri yaşamaya başlar. Ancak en kritik nokta şudur zamanlama. İnsan hemen ister, evren süreçle çalışır insan sonucu görmek ister, evren dönüşümü insan ödül arar, evren denge kurar ve bu yüzden bazı istekler gecikirken bazıları hızla gerçekleşir çünkü her dileğin bir bedeli, her kazancın bir sorumluluğu, her aşkın bir yüzleşmesi vardır. Bazen de cevap hayır değildir, şimdi değil'dir çünkü erken gelen başarı kibri, erken gelen aşk bağımlılığı, erken gelen güç yıkımı tetikleyebilir ve evrenin geciktirdiği şey belki de sizi koruduğu bir senaryodur. Spiritüel perspektifte evren bir öğretmene benzetilir öğrenci hazır olmadan sınav geçilmez, ders anlaşılmadan diploma verilmez ve hayatın içindeki tekrar eden döngüler, öğrenilmeyen derslerin yeniden karşımıza çıkmasından ibarettir, çünkü sistem cezalandırmak için değil, bilinç yükseltmek için işler.
Öyleyse evren size istediklerinizi ne zaman verir
İstediğiniz şeyle aynı frekansta olduğunuzda, onu taşıyabilecek zihinsel ve duygusal olgunluğa ulaştığınızda ve en önemlisi, onu kaybetme korkusundan özgürleştiğinizde çünkü paradoksal bir biçimde, en büyük dönüşler genellikle vazgeçtiğiniz anda gelir, zira o an beklenti değil denge hakimdir. Belki evren bir dağıtıcı değil, bir aynadır belki ödül ve ceza kavramları insan zihninin düzen ihtiyacından doğmuştur ve gerçekte olan tek şey, niyet ile sonuç arasındaki görünmeyen bağdır. Ve belki de en güçlü soru şudur istediğiniz şey size verilseydi, gerçekten hazır mıydınız.
Çünkü evren çoğu zaman dilekleri değil, dönüşmüş versiyonumuzu ödüllendirir.