Gece bazı şehirlerin üstüne yalnızca karanlık gibi çökmez bazı geceler vardır ki sokak lambalarının altına düşen solgun ışık bile kaldırım taşlarının arasında birikmiş eski yağmur sularını aydınlatırken, aslında yalnızca taşları, duvarları, pencereleri ya da sessizce kapanmış dükkan kepenklerini değil, insanın yıllardır kendinden sakladığı yanlarını da görünür hale getirir ve işte Kara Kedi’nin yürüdüğü şehir de tam olarak böyle bir şehirdi, çünkü burada hiçbir sokak sadece bir sokak değildi, hiçbir pencere yalnızca içeriyi göstermiyordu, hiçbir gölge de tek bir bedene ait kalmıyordu. Kara kedi o gece yine tek başına yürüyordu ince topuklarının sesi ıslanmış zeminde kırılarak çoğalıyor, sanki her adımı yalnızca önüne değil, geçmişine de basıyormuş gibi yankılanıyordu ve omzunun biraz gerisinde, her zamanki o sessiz kararlılığıyla yürüyen kara kedi, sanki onun peşinden gelmiyor da onun içinden çıkan bir parçayı geri yerine götürmeye çalışıyordu. Çünkü bazı canlılar bize eşlik etmez, bazıları bizi tamamlamaya gelir bazı bakışlar da gözlerimize değil gizlediğimiz çatlaklara bakar.
Şehrin o saatlerde tuhaf bir huyu vardı gündüzleri kalabalıkla kapattığı bütün yarıkları gece olunca açıyor, insanların gürültüyle örttüğü bütün eksiklikleri bir bir ortaya çıkarıyordu. Kara kedi bunu biliyordu, bu yüzden geceleri yürümeyi seviyordu, çünkü gündüz herkes bir role bürünüyordu ama gece, insanın üstündeki bütün sahte isimleri sessizce çıkarıp onu kendisiyle baş başa bırakıyordu. Ve insan bazen tam da bu yüzden geceden korkuyordu karanlıktan değil, karanlığın dürüstlüğünden. Bir sokağın başında durdu. Karşı apartmanın üçüncü katında tek bir pencere yanıyordu. Perdenin ardından bir siluet görünüyordu ama bu siluet bir şey yapmıyor, sadece duruyordu tıpkı bazı insanların hayatımızda hiçbir şey söylemeden kalması gibi, sadece varlığıyla bile içimizde bir boşluğu hareket ettiren sessiz bir ağırlık taşıyordu. Kara kedi başını kaldırıp o pencereye baktı, kedi de durdu ve ilk kez onun yerine yukarı baktı. O anda sanki şehir nefesini tuttu. Çünkü bazen bir pencereye bakmak geçmişte yarım kalmış bir cümleyi yeniden duymak gibidir.
Kara kedinin aklından geçen şey bir insan değildi yalnızca. Bir yüz, bir ses, bir dokunuş da değildi. Onun içinde dolaşan şey daha karmaşıktı zamanında söyleyemediği sözler, gitmeyip kaldığı yerler, kalmayıp gittiği insanlar, kendini koruduğunu sanarken aslında kendi içindeki en canlı parçayı kilitleyip attığı yıllar, hepsi bir araya gelmişti ve şimdi o sessiz apartman penceresinde toplanmış gibi görünüyordu. İnsan bazen birini değil, onun yanında olabileceği kişiyi kaybeder en derin acı da çoğu zaman tam olarak burada başlar Kara kedi usulca ileri çıktı, sokağın ortasında durdu ve kedisine döndü. Gözlerinde öyle bir şey vardı ki bu bakış ne bir hayvana ait kadar sade ne de bir insana ait kadar karmaşıktı sanki kadim bir şey, çok uzun zamandır konuşmayan ama her şeyi bilen bir şey, onun içinde susturduğu sesi yeniden çağırıyordu. Kara kedi dizlerinin içinde biriken yorgunluğu ilk kez o an hissetti. Çünkü güçlü görünmeye o kadar alışmıştı ki kırılmanın da bir ihtiyaç olduğunu unutmuştu İnsan bazen ayakta kalmayı marifet zanneder ama bazı geceler vardır çökmek iyileşmenin ilk şeklidir.
Yağmur yeniden başladı. Çok sert değil, ama insanın yüzüne değdiğinde onu kendi düşüncelerine daha da yaklaştıran o ince, sabırlı yağmurdan Kara kedi gözlerini kapattı. Şehir bulanıklaştı. Işıklar uzadı. Sanki bütün binalar birer anıya dönüştü. Sanki bütün yollar aynı kapıya çıkıyordu ve o kapı yıllardır içinde taşıdığı ikinci yüze açılıyordu kimseye göstermediği, hatta çoğu zaman kendine bile itiraf etmediği o yüzüne. Güçlü görünürken yorulan, soğuk dururken aslında içten içe bir sıcaklık arayan, iyiyim derken her gece başka bir yerinden sızan o yüzüne. İşte Kara Kedi’nin geceleri tam da bunun içindi. O, yalnızca bir karakter değildi o, insanın kendi karanlığında kaybolmaması için peşine takılan sezgisiydi. O yüzden hep sessizdi. Çünkü bazı gerçekler bağırarak değil, insanın arkasından usulca yürüyerek kendini hissettirir. Kara kedi bunu o gecenin sonunda anladı. kedi ona yolu göstermiyordu yolun hep onun içinde olduğunu hatırlatıyordu.
Sonra yürümeye devam etti. Ama bu kez aynı kadın değildi. Çünkü bazı değişimler büyük olaylarla olmaz kimse seni terk etmeden kimse geri dönmeden, hayatında hiçbir şey dışarıdan değişmeden de içindeki bir duvar aniden çatlayabilir ve o ince çatlak, yıllardır içeri giremeyen ışığın ilk geçidi olabilir. Kara kedinin yüzünde belirgin bir ifade yoktu, ne mutlu görünüyordu ne üzgün fakat artık yalnız görünmüyordu. İnsan kendine biraz daha yaklaştığında, sokaklar aynı kalsa bile gece başka görünür. Sokağın sonunda dar bir geçit vardı. Şehrin unutulmuş yerlerinden biriydi duvarlarında eski afişlerin sökülmüş izleri, demir kapısında pas, köşelerinde yağmurla ağırlaşmış karanlık birikmişti. Ama tam orada, geçidin içinde küçük bir ışık vardı. Çok güçlü değildi, hatta ilk bakışta fark edilmeyecek kadar silikti. Kara kedi oraya doğru yürüdü. kedisi yine peşindeydi. Ve o an anladı ki insanın hayatındaki en büyük dönüşümler bazen ışığın en çok parladığı yerde değil, neredeyse sönmek üzere sandığı bir köşede başlıyordu.
Çünkü herkes parlak kapıları sever, herkes kesin cevapları ister, herkes hayatın gürültülü mucizelerine inanmak ister oysa gerçek değişim çoğu zaman sessizdir, karanlıktır, gecikmiştir ve kimse alkışlamaz. Ama yine de gerçektir. Tıpkı bir kadının gece yarısı kendi içine doğru yürümeye karar vermesi gibi. Tıpkı bir siyah kedinin onu asla yalnız bırakmaması gibi. Tıpkı insanın en çok korktuğu şeyin aslında yüzleşmesi gereken tek şey olması gibi. Ve o gece şehirde kimse fark etmese de bir şey oldu. Bir kadın, kendi içindeki kayıp odanın kapısını ilk kez araladı. Bir siyah kedi, yine hiçbir şey söylemeden ona eşlik etti. Ve gecenin üstüne çöken o ağır sessizlik, artık yalnızca karanlık değildi biraz yüzleşme, biraz hatırlayış, biraz da yeniden doğuştu. Çünkü bazı geceler geçip gitmez. Bazı geceler insanın içinde kalır. Ve bazı kediler, yalnızca yol arkadaşın değil, karanlığının içindeki tek dürüst aynandır.