Yorgunluğunu Bahane Edenler; İlgiyle Beslenen, Ama Asla Doymayan İnsanların Sessiz Oyunu [ 13 Nisan 2026 ]


Yorgunluğunu Bahane Edenler; İlgiyle Beslenen, Ama Asla Doymayan İnsanların Sessiz Oyunu

İnsan bazen gerçekten yorulur  ama bazı insanlar vardır ki yorgunluk onlar için bir durum değil, bir kimliktir omuzlarına yüklenmemesi gereken yükleri taşırken bile bunu bir ağıt gibi değil, bir sahne dekoru gibi kullanır, çünkü o yükler onların hem bahanesi hem de görünmez zırhıdır, kimse onlardan fazlasını beklemesin diye kendilerini kırılgan gösterirler ama aslında o kırılganlığın içinde ince bir hesap, sessiz bir yönlendirme ve derin bir kontrol isteği gizlidir. Hayatın onlara fazla geldiğini söylerler, sorumlulukların altında ezildiklerini anlatırlar, korkularını, çekincelerini utangaçlıklarını öne sürerler… ama dikkatli bakıldığında fark edilir ki o korkular çoğu zaman onları koruyan bir duvardır, çünkü cesaret ettikleri anda ne istediklerini bilen, hatta çoğu zaman istediklerini elde etmeyi başaran bir yanları vardır yani mesele yapamamak değil, ne zaman yapacaklarını seçmektir, çünkü kontrol onların elinde olmalıdır, her şey onların ritmine göre akmalıdır.

Bu insanlar genellikle iki zıt uç arasında yaşar bir yanda kırılgan, içine kapanık, ben zaten böyleyim diyen bir profil çizerken, diğer yanda fırsat gördüğünde şaşırtıcı derecede girişken, hatta flörtöz bir kimliğe bürünürler, çünkü ilgiyi çekmenin yollarını çok iyi bilirler, ama o ilgiyi sürdürmenin sorumluluğunu almazlar ilgi onlar için bir bağ değil, bir yakıttır, beslendikçe parlayan ama doyduğunda uzaklaşan bir ateş gibi. İlginin merkezinde olmayı severler, hatta buna ihtiyaç duyarlar, çünkü içlerindeki boşluk sessizlikle değil, dikkatle dolar birinin onları merak etmesi, araması düşünmesi onların varlık hissini güçlendirir, ama iş o ilgiyi geri vermeye geldiğinde geri çekilirler, çünkü karşılık vermek bağ kurmak demektir ve bağ kurmak, kontrolü paylaşmak demektir… oysa onlar kontrolü paylaşmak istemez, sadece yönetmek ister.

Bu yüzden ilişkilerinde çoğu zaman dengesiz bir döngü oluşur biri yaklaşır, onlar geri çekilir… biri uzaklaşır, onlar yeniden görünür olur… bu gelgit aslında bir duygu karmaşası değil, çoğu zaman bilinçli ya da yarı bilinçli bir stratejidir, çünkü insan zihni bilir ki ulaşılması zor olan daha çok merak edilir, eksik bırakılan daha çok düşünülür ve belirsizlik, çoğu zaman en güçlü bağdan bile daha etkili bir çekim yaratır. Kendilerini ve çevrelerini manipüle etmeleri de tam olarak burada başlar söylediklerinden çok söylemedikleriyle, yaptıklarından çok eksik bıraktıklarıyla yön verirler karşılarındaki insana, çünkü açık olmak risklidir ama belirsiz olmak kontrol sağlar, ve onlar risk almak yerine kontrol etmeyi seçerler farkında olmadan değil, çoğu zaman farkında olarak.

En ilginç olan ise şudur. Bu insanlar aslında gerçekten sevilmek ister… ama sevilmenin getirdiği sorumluluğu taşımak istemezler anlaşılmak isterler ama kendilerini tam olarak açmazlar birine yakın olmak isterler ama o yakınlığın içinde kaybolmaktan korkarlar, bu yüzden hem yaklaşır hem uzaklaşırlar, hem ister hem reddederler, hem bağ kurar hem koparırlar. Ve dışarıdan bakıldığında bu bir kararsızlık gibi görünür… oysa derinlerde bu, kontrol kaybetme korkusunun ustaca saklanmış halidir.

Çünkü bazı insanlar için en büyük korku yalnız kalmak değildir birine gerçekten ait olmaktır. Ve bu yüzden hayatlarında hep yarım kalan hikayeler eksik bırakılmış duygular ve az daha olsaydı dedirten ilişkiler birikir… çünkü onlar hiçbir zaman tamamen gitmezler, ama hiçbir zaman gerçekten kalmazlar da. Ve belki de en acı gerçek şudur ama hiçbir şey de tamamen bitmez.