Yanlış Atıf (Misattribution of Arousal) [ 20 Şubat 2026 ]


Yanlış Atıf (Misattribution of Arousal)

Psikolojide, uyarılmanın yanlış atfedilmesi olarak bilinen kavram, insanların yaşadıkları fizyolojik uyarılmayı her zaman doğru kaynağa bağlamadıklarını gösteren, bilimsel olarak çalışılmış önemli bir olgudur ve en bilinen örneği 1974 yılında sosyal psikologlar Donald Dutton ve Arthur Aron tarafından gerçekleştirilen ünlü sallanır köprü deneyidir.

Kanada’daki Capilano Asma Köprüsü’nde yapılan bu çalışmada erkek katılımcılar iki farklı koşulda gözlemlenmiştir. Bir grup yüksek ve sallanan, korku uyandıran bir köprüden geçerken, diğer grup ise daha alçak ve güvenli bir köprüden geçtikten sonra genç bir kadın araştırmacı tarafından durdurulmuş ve bir resme bakarak kısa bir hikaye yazmaları istenmiştir. Araştırmacı ayrıca isterlerse daha sonra iletişime geçebilmeleri için telefon numarasını vermiştir.

Bulgular, korku uyandıran köprüden geçen erkeklerin yazdığı hikayelerde daha fazla romantik ve cinsel ima bulunduğunu ve bu grubun araştırmacıyı arama oranının belirgin biçimde daha yüksek olduğunu göstermiştir. Araştırmacılar bu durumu, köprünün yarattığı fizyolojik uyarılmanın, artmış kalp atışı, adrenalin, terleme gibi bilinçli düzeyde romantik çekim olarak yorumlanmasıyla açıklamıştır. Yani bedenin korku nedeniyle verdiği tepki, bağlamın etkisiyle aşk olarak etiketlenmiştir.

Bu sonuçlar, daha önce Stanley Schachter ve Jerome Singer tarafından geliştirilen iki faktörlü duygu kuramıyla da uyumludur. Bu kurama göre duygu, fizyolojik uyarılma ile bu uyarılmaya verilen bilişsel etiketin birleşiminden oluşur ve kişi bedensel sinyali tek başına değil, içinde bulunduğu ortamın ipuçlarına göre anlamlandırır.

Güncel araştırmalar bu etkinin romantik çekimle sınırlı olmadığını, stresli ya da heyecanlı ortamlarda verilen kararların daha yoğun, daha gerçek ve daha anlamlı hissedilebildiğini, hatta öfke ve risk alma davranışlarının da benzer biçimde yanlış yorumlanabildiğini göstermektedir. Bu nedenle bazen bir kişiye duyulan yoğun çekim, ortamın yarattığı fizyolojik hareketlenmeden ibaret olabilir ya da sahneye çıkmadan önce hissedilen çarpıntı, başarısız olacağım korkusu olarak etiketlenebilirken aslında yalnızca doğal bir uyarılma durumudur.

Her ne kadar söz konusu deney örneklem büyüklüğü ve dış geçerlilik açısından eleştirilmiş olsa da, temel bulgu, duyguların saf ve doğrudan değil, yorumlanmış deneyimler olduğunu, çağdaş duygu psikolojisinde hala geçerliliğini korumakta ve insan zihninin önce bedensel tepkiyi yaşayıp ardından ona anlam yükleyen bir anlatı kurucu gibi çalıştığını ortaya koymaktadır.