Velayet Davalarında Yargıtay’ın Güncel Yaklaşımı: Çocuğun Üstün Yararı İlkesi [ 12 Nisan 2026 ]


Velayet Davalarında Yargıtay’ın Güncel Yaklaşımı: Çocuğun Üstün Yararı İlkesi

Velayet davalarında Türk hukuk sisteminin temel yaklaşımı, ebeveynlerin haklarından ziyade çocuğun üstün yararını merkeze almaktır. Bu ilke hem Türk Medeni Kanunu’nda hem de Yargıtay içtihatlarında istikrarlı biçimde vurgulanmaktadır. Mahkemeler, velayet konusunda karar verirken tarafların kusurundan çok çocuğun fiziksel, psikolojik ve sosyal gelişimini esas alır ve bu değerlendirme tamamen çocuğun ihtiyaçlarına göre şekillenir.

Bu çerçevede Yargıtay kararlarında en dikkat çeken hususlardan biri, çocuğun yaşı ve gelişim düzeyine göre değerlendirme yapılmasıdır. Özellikle küçük yaş gruplarında (0–6 yaş) anne bakımına duyulan ihtiyaç ön planda tutulurken, idrak çağındaki çocukların görüşü de dikkate alınmaktadır. Uygulamada genellikle 8 yaş ve üzerindeki çocukların pedagog veya uzman eşliğinde görüşü alınmakta, ancak bu görüş tek başına belirleyici olmamakta, çocuğun gerçek menfaatiyle birlikte değerlendirilmektedir.

Yargıtay’ın yerleşik ilkelerinden biri de kardeşlerin mümkün olduğunca ayrılmaması gerektiğidir. Çünkü kardeşlerin ayrılması, çocukların psikolojik gelişimi üzerinde olumsuz etkiler doğurabilir. Bu nedenle, çocuğun üstün yararı açıkça gerektirmedikçe kardeşlerin farklı ebeveynlere verilmesi Yargıtay tarafından çoğunlukla uygun görülmemektedir. Ancak istisnai durumlarda, örneğin yaş farkı, ihtiyaç farklılığı veya çocuğun özel durumu gibi nedenlerle ayrı velayet kararları da verilebilmektedir.

Velayet davalarında dikkat çeken bir diğer önemli husus ise velayetin mutlak ve değişmez bir hak olmadığıdır. Yargıtay’ın güncel kararları, çocuğun yaşam koşullarında önemli değişiklikler olması halinde velayetin yeniden düzenlenebileceğini açıkça ortaya koymaktadır. Yargıtay'ın bir kararında, annenin madde bağımlılığı nedeniyle çocuğun menfaatinin tehlikeye girdiği gerekçesiyle velayet babaya verilmiştir. Bu durum, mahkemelerin ebeveynin statüsünden ziyade çocuğun güvenliğini ve gelişimini öncelediğini göstermektedir.

Benzer şekilde, çocuğun görüşünün giderek daha fazla önem kazandığı görülmektedir. Yargıtay, yeterli olgunluğa sahip çocukların kendi yaşamlarıyla ilgili tercihlerinin dikkate alınması gerektiğini vurgulamakta ve bazı durumlarda çocuğun talebi doğrultusunda velayet düzenlemesi yapılmasına olanak tanımaktadır . Ancak bu yaklaşımda da temel ölçüt yine çocuğun üstün yararıdır. Çocuk bir ebeveyni tercih etse bile bu tercih, onun gelişimine zarar verecekse mahkeme farklı bir karar verebilir.

Velayet sürecinde öne çıkan bir diğer güncel yaklaşım ise ortak velayet uygulamasının esnek şekilde yorumlanmasıdır. Her ne kadar Türk hukukunda klasik sistem tek ebeveyn velayeti üzerine kurulu olsa da, Yargıtay’ın son yıllardaki yaklaşımı, uygun koşullar altında ortak velayetin de çocuğun yararına olabileceğini kabul etmektedir. Özellikle ebeveynlerin iletişim kurabildiği ve çatışmanın düşük olduğu durumlarda, çocuğun her iki ebeveynle bağını sürdürebilmesi açısından bu model tercih edilebilmektedir .

Velayet davaları, sadece hukuki değil aynı zamanda psikolojik ve sosyal yönleri olan çok boyutlu bir süreçtir. Yargıtay kararları incelendiğinde, artık klasik anne mi baba mı tartışmasının yerini, çocuk için en doğru ortam hangisi sorusunun aldığı açıkça görülmektedir. Bu nedenle velayet davalarında başarı, tarafların haklılığından çok, çocuğun ihtiyaçlarının doğru şekilde ortaya konulmasına ve somut delillerle desteklenmesine bağlıdır.