Bu dünyada insanlar ülkelerine göre değil, zihinsel kırılmalarına göre ayrıldı ve herkes, hayatta kalmak için kendi zihnini savunmak zorunda kaldı. Çünkü aynı gerçeklikte kalamayan insanlar, aynı tarafta da duramadı.
Manikler – Alev Ordusu
Hızlı düşünen, hızlı karar alan, korku tanımayan ama sonunu düşünmeyen bir grup, savaşta ilk saldıranlar onlar çünkü durmak ölümle eş anlamlı, ama çoğu zaman kendi hızları yüzünden yok oluyorlar.
Depresyonlular – Sessiz Toprak
Yavaş hareket eden, az konuşan, kaynakları saklayan ve beklemeyi bilen bir topluluk, savaşmazlar ama uzun vadede en çok hayatta kalanlar onlar çünkü acele etmezler, risk almazlar, kaybetmeye alışkındırlar.
Obsesifler – Düzen Kalesi
Her şey ölçülü, simetrik ve kurallı; silahlar bile aynı hizada durur; en büyük silahları kontrol ve disiplin, ama kaos çıktığında kilitlenirler çünkü plan bozulursa zihinleri de çöker.
Paranoidler – Gölgeler
Kimseye güvenmeyen, sürekli izleyen, pusuda yaşayan bir grup; geceleri görünürler, gündüz yok olurlar; savaş kazanmazlar ama bilgi toplarlar, çünkü herkesin zayıf anını bilirler.
Bipolarlar – Dalga Hattı
Hızla güçlenen, hızla dağılan, bir gün en önde saldıran ertesi gün ortadan kaybolan bir topluluk; ritimleri sabit değildir, plan tutmaz, ama tam da bu yüzden tahmin edilemezler, savaşta bazen kaderi değiştirirler, bazen kendi içlerinde çökerler, uzun süreli düzen kuramazlar ama kısa anlarda herkesten daha etkili olurlar.
Peki ya aynı gerçeklikte kalamayan insanlar, aynı tarafta da duramadıysa sizce savaşı hangi grup kazanmıştır?
Bu savaş, silahların çarpışmasından çok zihinsel eşiklerin aşınmasıyla ilerledi. Çünkü aynı toprağı paylaşan ama aynı gerçekliğe tutunamayan bu topluluklar, düşmandan önce kendi algılarıyla boğuşuyor, her hamlede biraz daha kim olduklarını unutuyorlardı.
Manikler ilk gün kazandı, Alev Ordusu’nun saldırıları haritayı haftalar içinde yeniden çizdi, hızlarıyla düzeni dağıttılar, korkunun henüz şekil bulmadığı anlarda karşı tarafı boğdular ama her zafer, arkalarında geri dönülemez bir tükenmişlik bıraktı ve ateş, yakacak şey bulamadığında kendi içine çöktü.
Sessiz Toprak bu karmaşanın içinde geri çekildi, kimse onları zafer listelerine yazmadı çünkü ne bayrak diktikleri yerler vardı ne de destan anlatacak anları, fakat savaş uzadıkça gürültünün azalmasıyla fark edilen tek şey, hala ayakta olanların çoğunun orada, bekleyenlerin arasında olduğuydu.
Düzen Kalesi ilk başta kusursuz işledi, her saldırı hesaplandı, her savunma simetrikti, fakat dünya artık simetrik davranmadığında ve cepheler kayganlaştığında, planların çözüldüğü anlar kalenin içini düşmandan önce panikle doldurdu ve kontrol ihtiyacı, onları esnek olanlara karşı savunmasız bıraktı.
Gölgeler ise hiçbir zaman cephede görünmedi, kim kazandı sorusu sorulduğunda adları anılmadı ama savaşın gidişatını belirleyen bilgilerin çoğu onların fısıltılarıyla yayıldı, herkesin açığını bildiler ama hiçbir zaman bir düzen kurmadılar, çünkü güvenmek, onlar için en büyük riskti.
Dalga Hattı bazı günler efsane oldu, bazı günler tamamen dağıldı, bir sabah savaşın kaderini değiştirdiler, ertesi gün kendi içlerinde parçalandılar ve kimse onlara güvenerek uzun vadeli bir plan kuramadı, fakat tam da bu belirsizlik, düşmanlarının hesaplarını sürekli bozdu.
Zaman geçtikçe savaş kazananlarla değil, dayanabilenlerle ölçülmeye başladı, en hızlı olanlar erken düştü, en kontrollüler kırıldı, en tetikte olanlar yalnızlaştı ve geriye kalanlar, kaybetmeye alışkın ama vazgeçmemiş zihinler oldu.
Sonunda net bir zafer olmadı, çünkü bu dünya tek bir zihinsel gerçekliğin ayakta kalabileceği kadar basit değildi. Sessiz Toprak yayılmadı ama her yere sızdı, düzenin çöktüğü, ateşin söndüğü, gölgelerin dağıldığı alanlarda yavaş ama kalıcı bir varlık kurdu. Dünya artık tek bir bayrak altında birleşmedi, bunun yerine kırılmaların arasında geçiş alanları oluştu, bazı insanlar hızlarını törpülemeyi öğrendi, bazıları kontrolü gevşetti, bazıları gölgelerden çıkmayı denedi ve bazıları dalga olmayı bırakmadan karaya vurmayı öğrendi.
Bu yüzden savaşı kazanan tek bir grup olmadı, kazanan, kendi zihinsel kırılmasını mutlak bir kimlik sanmaktan vazgeçebilenlerdi ve dünya, sonunda barışa değil ama daha az yıkıcı bir dengeye ulaştı, çünkü herkes anladı ki aynı gerçeklikte kalamayanlar aynı tarafta duramaz ama birbirini yok etmeden de var olmanın bir yolu vardır. Kazanan tek bir grup yoktur, çünkü zamanla herkes biraz paranoid olmak zorunda kalır ve hayatta kalanlar, başka bir grubun adıyla değil, zihinsel evrim geçirmiş kırıntılar olarak kalır.