İnsan bedeni, sanıldığı gibi yalnızca etten, kemikten ve kas liflerinden ibaret değildir; beden aynı zamanda söylenememiş cümlelerin, bastırılmış itirazların, yarım bırakılmış vedaların ve içe doğru yutulmuş haykırışların sessiz bir arşividir ve stres dediğimiz şey çoğu zaman dışarıdan gelen bir baskıdan çok, içeride uzun süre kilit altında tutulan duyguların ağırlaşmış halidir. Zihin “idare ediyorum” demeyi öğrendiğinde, beden artık konuşma sırasının kendisine geldiğini anlar ve bunu kelimelerle değil, ağrılarla, sıkışmalarla, yanmalarla ve açıklaması zor huzursuzluklarla yapar.
Uzun süreli stresin en çarpıcı yönü şudur: Aynı olay iki farklı insanda bambaşka organlarda iz bırakabilir, çünkü beden hangi duygunun nereye yerleşeceğini kişinin yaşam biçimine, geçmişine ve bastırma alışkanlıklarına bakarak seçer.
Kalp ve Göğüs Bölgesi; Bastırılmış Keder ve Derin Üzüntü
Kalp yalnızca kan pompalayan bir organ değil, aynı zamanda duygusal yüklerin en hassas terazisidir; kayıp, terk edilme, hayal kırıklığı ve uzun süre ifade edilemeyen üzüntüler zamanla göğüs bölgesinde sıkışma hissi, nefes daralması ya da “içime bir ağırlık çöktü” diye tarif edilen duygular olarak ortaya çıkar. Özellikle güçlü görünmeye zorlanan, üzülmemesi gerektiğine inanan ya da acısını başkalarına yüklemek istemeyen kişilerde kalp ve akciğer hattı sessiz bir yas alanına dönüşür.
Mide; Endişe, Güvensizlik ve Sürekli Tetikte Olma Hali
Mide, belirsizliğe tahammülü en az olan organdır; yarın ne olacağını bilememe, sürekli kontrol ihtiyacı, “ya kötü bir şey olursa” düşüncesiyle yaşamak mide asidini yalnızca kimyasal olarak değil, duygusal olarak da yükseltir. Sindirim problemleri çoğu zaman yalnızca yenenlerle değil, sindirilemeyen hayat deneyimleriyle ilgilidir; kabullenilemeyen olaylar, yutulup geçiştirilen korkular mideyi içten içe yorar.
Bağırsaklar; Bastırılmış Öfke ve İçsel Çatışma
Bağırsaklar karar verme, bırakma ve tutma arasındaki ince çizgide çalışır; söylenememiş öfke, haksızlığa uğradığını düşünüp yine de susmak zorunda kalan insanların bedeninde çoğu zaman bağırsak düzensizlikleri olarak kendini gösterir. İçeride tutulan her duygu, bir noktadan sonra “artık yeter” der ve beden bu isyanı sancı, şişkinlik ya da ani boşalma ihtiyacıyla dışa vurur.
Karaciğer; Birikmiş Öfke, Sabırsızlık ve Kontrol İhtiyacı
Karaciğer duygusal anlamda yük taşıyan bir filtredir; özellikle bastırılmış öfke, sürekli sinir hali, tahammülsüzlük ve sabırsızlık bu organda yoğunlaşır. “Sinirlenmiyorum ama içimde bir şey kaynıyor” diyen insanların bedeninde karaciğer çoğu zaman sessizce bu yükü üstlenir ve uzun vadede enerji düşüklüğü, halsizlik ve açıklanamayan gerginlikler ortaya çıkar.
Boyun ve Omuzlar; Aşırı Sorumluluk ve Taşıyamadığın Yükler
Boyun ve omuz ağrıları çoğu zaman “her şeyi ben halletmeliyim” diyen insanların beden dilidir; başkalarının yükünü taşımaya alışmış, hayır demekte zorlanan, sürekli güçlü durması beklenen kişilerde bu bölge adeta görünmez bir yük taşıyıcısına dönüşür. Zihinsel sorumluluklar fiziksel ağırlık kazanır ve kaslar bunu bırakmayı unutur.
Bel ve Alt Sırt; Güven Problemleri ve Maddi Kaygılar
Bel bölgesi, hayatta ayakta kalma duygusuyla doğrudan ilişkilidir; maddi kaygılar, gelecek korkusu, desteklenmediğini hissetme ya da “tek başımayım” düşüncesi bu alanda tutulur. Alt sırt ağrıları çoğu zaman yalnızca fiziksel duruş bozukluğu değil, hayata karşı hissedilen güvensizliğin bedensel tercümesidir.
Cilt; Bastırılmış Kimlik ve Görülme İhtiyacı
Cilt, insanın dünya ile temas ettiği ilk alandır; kendini ifade edememe, olduğu gibi kabul görmeme, sürekli maske takma zorunluluğu cilt problemleri olarak kendini gösterebilir. Cilt, iç dünyada yaşanan çatışmaları dışarıya yansıtarak “ben buradayım” deme ihtiyacını taşır.
Stres, çoğu zaman hayatın bize yaptıkları değil, bizim kendimize söyleyemediklerimiz yüzünden bedende yer açar; duygular ifade edilmediğinde yok olmaz, yalnızca adres değiştirir ve bu adres çoğu zaman bir organdır. Bedenin verdiği sinyaller düşman değil, geç kalınmış birer mektuptur; okunmadıkça sertleşir, fark edilmedikçe bağırmaya başlar.