Sorgulayan Zihin; Değişmeyen Adımlar [ 20 Ocak 2026 ]


Sorgulayan Zihin; Değişmeyen Adımlar

İnsan sorgular, çünkü bilinç dediğimiz şey durduğu yerde kalamaz; bir soruyla başlar, bir cevapla tatmin olmaz, her cevabı yeni bir kuşkuya dönüştürür, fakat tam da bu yüzden sorgulamak çoğu zaman dönüştürücü değil, oyalayıcı bir faaliyete dönüşür ve insan, aklıyla itiraz ederken alışkanlıklarıyla aynı yolu yürümeye devam eder. Çünkü sorgulamak, sanıldığı gibi davranışı otomatik olarak değiştiren bir güç değildir; sorgulamak zihnin işidir, alışkanlık ise bedenin ve duygunun, hatta daha derin bir katmanda bilinçaltının ritmidir ve bu üçü aynı anda hizalanmadığında insan, “neden böyle yapıyorum?” sorusunu sorarken, “nasıl yapmaya devam ediyorum” sorusunun cevabını hiç değiştirmez.

Tecrübe burada devreye girer ama tecrübe de romantize edildiği kadar bilge bir öğretmen değildir; tecrübe yalnızca ne olduğunu öğretir, neden tekrarlandığını öğretmez, çünkü insan çoğu zaman hatayı değil, hatanın yarattığı duyguyu tekrar eder ve acı bile tanıdıksa, bilinmez bir iyilikten daha güvenli gelir. İnsan aynı hatayı tekrarlar çünkü beyin, doğru olandan çok tanıdık olanı seçer; tanıdık olan acı verse bile kontrol edilebilir hissi yaratır, oysa değişim belirsizlik demektir ve belirsizlik, ilkel zihnin gözünde tehlikenin en sofistike halidir, bu yüzden insan “yanlış ama bildiğim” bir hayatı, “doğru ama bilmediğim” bir hayata tercih eder.

Sorgulamanın davranışı değiştirememesinin bir başka nedeni de şudur: İnsan çoğu zaman kendini değil, hikayesini sorgular; “Neden hep böyle oluyor?” der ama “Ben bu döngüde hangi rolü seviyorum” sorusuna yaklaşmaz, çünkü o noktada sorgulama konfor alanını terk etmek zorunda kalır ve sorgulama, cesaretten yoksunsa yalnızca entelektüel bir dekor olur. Aynı hataların tekrar edilmesinin ardında gizli bir kazanç da vardır; her yanlış davranış, fark edilmeden bir şey verir insana, ilgi, mağduriyet, kaçış, sorumluluktan azat olma, hatta kendine acıma hakkı, ve insan bu gizli kazancı görmedikçe “bırakmak istiyorum” cümlesi, aslında “bedelini ödemek istemiyorum” anlamına gelir.

Tecrübe işe yaramaz gibi görünür çünkü insan tecrübeyi çoğu zaman bilgiye çevirir ama farkındalığa çeviremez; bilgi zihinde kalır, farkındalık davranışa sızar, bilgi anlatılır, farkındalık yaşanır ve yaşanmadığı sürece en büyük dersler bile yalnızca hatırlanan anılara dönüşür. İnsan sorgular ama değişmez, çünkü sorgulamak egoyu besler, değişmek ise egoyu yaralar; sorgulayan insan kendini zeki hisseder, değişen insan kendini çıplak, savunmasız ve yeniden şekillenmeye açık hisseder, bu yüzden birçok kişi sorularla yaşlanır ama cevaplarla dönüşmez.

Ve belki de en sarsıcı gerçek şudur: İnsan her hatayı bırakmak istemez; bazı hatalar kimliğin parçasıdır, “ben buyum” cümlesinin gizli yapı taşlarıdır, o hatadan vazgeçmek demek, kendini yeniden tanımlamak demektir ve çoğu insan için tanıdığı acıyı taşımak, tanımadığı bir benliği inşa etmekten daha kolaydır. Bu yüzden insan sorgular, tecrübe eder, anlar, anlatır ama yine de aynı yere döner; ta ki bir gün sorgulama davranışla, tecrübe bedelle, farkındalık cesaretle buluşana kadar… O noktada artık soru “neden?” olmaktan çıkar, “devam etmek istiyor muyum?” olur ve işte tam orada, döngü ya kırılır ya da bilinçli bir şekilde kabul edilir.