İtalya’nın Adriyatik kıyısına yakın, tarih boyunca Roma’nın önemli kentlerinden biri olmuş Fano yakınlarında ortaya çıkarılan yaklaşık 2.000 yıllık bir Roma bazilikası, yalnızca yeni bir arkeolojik yapı keşfi olmanın çok ötesine geçerek, antik dünyanın mimari bilgisini nasıl kuramsallaştırdığını anlamamız açısından adeta sessiz ama sarsıcı bir dönüm noktası yaratıyor.
Bu yapıyı olağanüstü kılan şey, yalnızca korunmuş duvar izleri ya da plan şeması değil; bazilikanın ölçülerinin, oranlarının ve mekansal kurgusunun, Roma mimarlık düşüncesinin en büyük teorisyeni kabul edilen Vitruvius’un De Architectura adlı eserinde tarif ettiği ideal bazilika tasvirleriyle neredeyse birebir örtüşmesi. Uzun zamandır akademik çevrelerde Vitruvius’un yazılarının ne ölçüde teorik, ne ölçüde uygulamaya dayalı olduğu tartışılırken, Fano yakınlarında bulunan bu yapı, metin ile taş arasında kurulan bağı ilk kez bu denli somut ve ölçülebilir hale getiriyor.
Yaklaşık 500 yıldır aranan ve varlığı yalnızca metinlerden bilinen bu bazilika, Roma mimarisinin yalnızca estetik bir ifade değil, aynı zamanda matematiksel oranlara, işlevsel hiyerarşiye ve kamusal yaşamın düzenlenmesine dayalı bir zihinsel sistem olduğunu güçlü biçimde hatırlatıyor. Yapının iç mekan oranları, sütun dizilimleri, apsis konumu ve ışık kullanımına dair izler, Vitruvius’un “uyum, denge ve insan ölçeği” vurgusunun soyut bir ideal değil, gerçek bir inşa pratiği olduğunu ortaya koyuyor.
Bu keşif, mimarlık tarihini yeniden düşünmeye zorluyor; çünkü bugüne kadar Rönesans mimarlarının Vitruvius’u nasıl yorumladığını tartışırken, artık elimizde onun çağında gerçekten uygulanmış bir referans yapı bulunuyor. Başka bir deyişle, bu bazilika Roma’nın taş hafızasından çıkıp günümüze ulaşan bir mimarlık cümlesi gibi duruyor: teorinin kağıttan çıkıp kente, kamusal yaşama ve insan hareketine dönüştüğü bir anın sessiz tanığı.
Kaynak:https://timesofindia.indiatimes.com