Reddedilenler Salonu (Salon des Refuses), Paris Salonu’na gönderilen fakat akademik ve muhafazakar jüri tarafından “uygunsuz” bulunarak reddedilen eserlerin kamuoyuna sunulması için 1863’te, dönemin tartışmaları üzerine Napolyon III’ün onayıyla açılmıştır.
Bu sergi, ilk bakışta dışlanmışlığın vitrini gibi görünse de, gerçekte modern sanatın filizlendiği bir alan haline gelmiş, özellikle Edouard Manet gibi sanatçıların alışılmış estetik ve konu anlayışını sorgulayan işleri sayesinde izleyicinin “sanat nedir, kim karar verir” sorusunu yüksek sesle sormasına yol açmış, dolayısıyla Reddedilenler Salonu yalnızca kabul edilmeyenlerin sergisi değil, otoritenin beğeni üzerindeki tekeline karşı açılmış kamusal bir tartışma zemini olmuştur.
Reddedilenler Salonu (Salon des Refusés), bugün gidilip gezilebilen, sürekli açık bir sergi ya da kalıcı bir mekan değildir; 1863 yılında, Académie des Beaux-Arts’ın Paris Salonu jürisi tarafından kabul edilmeyen eserlerin kamuoyuyla buluşturulabilmesi amacıyla istisnai bir karar sonucu düzenlenmiş, yalnızca o döneme özgü, geçici nitelikte bir sergi olarak hayata geçirilmiş ve sergi süresi sona erdiğinde de tarihsel bir olay olarak yerini almıştır.