Kar Yağarken İçimizdeki Çocuk Camdan Dışarı Bakar [ 19 Ocak 2026 ]


Kar Yağarken İçimizdeki Çocuk Camdan Dışarı Bakar

Kar yağdığı an, sanki içimizde uzun zamandır kilitli kalmış bir kapı sessizce aralanır da oradan içeri soğuk değil, beklenmedik bir hafiflik dolar; yapılacaklar listesi, toplantılar, mailler, yetişkin ciddiyeti bir anda anlamını yitirir ve insan, normalde asla ertelemeye cesaret edemediği düşünceleri bile gönül rahatlığıyla askıya alır. O an, iş bile düşünülmez; çünkü kar, zihne “dur” demeyi bilen nadir misafirlerden biridir.

Pencereden dışarı bakarken içimizde yükselen coşku, sorumluluklardan kaçan bir isyan değil, aksine hayata kısa bir ara verme cesaretidir; kar taneleri süzülürken, zihnin içindeki gürültü yavaşlar, hedefler, planlar, yarınlar arka sıraya geçer ve insan sadece “şu an”ın içinde kalmayı hatırlar. Ayaklarımız yere basar ama ruhumuz hafifler; iş yetişir, zaman akar, dünya dönmeye devam eder ama biz, birkaç dakikalığına bile olsa, bu döngünün dışına çıkabilmiş gibi hissederiz.

Karın çocuklaştıran etkisi tam da burada başlar; çünkü çocukluk, aslında sorumsuzluk değil, anın kendisine teslim olabilme becerisidir ve kar yağdığında yetişkin aklı bile bu beceriyi yeniden öğrenir. Üşümeyi hesaplamadan dışarı çıkma isteği, sokak lambalarının altında yavaşça dönen karı izlerken duyulan tarifsiz heyecan, içimizde hala yaşayan o saf tarafın varlığını hatırlatır; iş, güç, kaygı o an için sessizce geri çekilir.

Belki de karın bu kadar seviliyor oluşu, bize her şeyin aynı anda hem ciddi hem de geçici olabileceğini fısıldamasındandır; iş vardır, hayat devam eder ama kar yağarken insan, tüm bunları birkaç nefesliğine unutabileceğini fark eder ve o kısa unutma hali bile, ruh için derin bir dinlenmeye dönüşür.