Kadim Türk Töresi ve Koruma Bilinci [ 11 Şubat 2026 ]


Kadim Türk Töresi ve Koruma Bilinci

Kadim Türk anlayışında savaş, rastgele bir yıkım eylemi değil töreyle sınırlandırılmış, adaletle dengelenmiş ve varlığı koruma amacıyla meşrulaştırılmış bir zorunluluk halidir  çünkü bozkırın sert rüzgarları altında yaşayan bir toplum için hayatta kalmak, yalnız bireysel cesaretle değil, boyun ve budunun bütünlüğünü koruyabilmekle mümkündür ve bu nedenle kendini korumak ile birbirini korumak arasında keskin bir ayrım yoktur, ikisi aynı varoluş bilincinin iki yüzüdür. Eski Türklerde il yalnızca devlet anlamına gelmez düzeni, adaleti ve toplumsal dengeyi temsil eder kağanın görevi fethetmekten önce il tutmak, yani düzeni korumak ve halkını adaletle yönetmektir, bu yüzden savaş, keyfi bir genişleme arzusu değil, il’in bekası ve törenin devamı için başvurulan son çare olarak görülür töre bozulduğunda yalnız bir birey değil, bütün budun zarar görür.

Bozkır kültüründe her birey savaşçı olabilir ama her savaş kutsal değildir kutsal olan, obanın, ailenin, soyun ve inancın korunmasıdır ve bu koruma anlayışı yalnız fiziksel bir savunma değil, aynı zamanda onuru, sözü ve emaneti muhafaza etme sorumluluğudur çünkü Türk töresinde söz namustur, namus ise korunması gereken en yüksek değerdir. Göktürk yazıtlarında kağanların halka hitap ederken en sık vurguladıkları mesele, milletin dağılmaması, törenin unutulmaması ve bağımsızlığın kaybedilmemesidir burada savaş, saldırgan bir heves değil, bağımsızlık bilincinin bir refleksi olarak ortaya çıkar ve il giderse töre gider düşüncesi, savunmayı yalnız askeri değil, kültürel bir zorunluluk haline getirir.

Türk mitolojisinde kurt sembolü, özellikle Asena anlatısında, hem rehberliği hem de koruyucu gücü temsil eder kurt, sürüsünü korumak için savaşır ama gereksiz yere saldırmaz ve bu sembolizm, Türk savaş anlayışının özünü yansıtır güç, kontrol altına alınmış ve yönlendirilmiş olmalıdır kontrolsüz güç kaos getirir, oysa töreli güç düzen kurar.

Birbirini korumak için savaşma fikri, yalnız savaş meydanında değil, gündelik hayatta da geçerlidir oba düzeninde herkes birbirinin yükünü taşır, bir aile zarar gördüğünde bütün boy etkilenir ve bu kolektif bilinç, bireysel çıkarı aşan bir dayanışma kültürü üretir çünkü Türk anlayışında zayıfın korunması yalnız merhamet değil, toplumsal dengenin şartıdır. Ancak kadim Türk bilinci savaşın kendisini yüceltmez asıl yüceltilen barış içinde güçlü kalabilme halidir fetih kadar barışı korumak da bir erdemdir ve kağanın gücü, yalnız zaferleriyle değil, halkını huzur içinde yaşatabilmesiyle ölçülür bu nedenle savaş bir amaç değil, düzeni yeniden tesis etmek için başvurulan bir araçtır.

Kendimizi korumak için savaşırız sözü Türk töresinde bağımsızlık bilincine, birbirimizi korumak için savaşırız sözü ise boy birliğine karşılık gelir birey ve topluluk arasındaki bağ kopmadığı sürece savaş bir yıkım değil, bir sınır çizme biçimi olur; ama töre unutulursa savaş anlamını kaybeder ve kaosa dönüşür. Belki de kadim Türk anlayışının en güçlü mesajı şudur: Güç, adaletle birleşmediğinde felakete dönüşür savaş, töreyle sınırlandırılmadığında yıkım getirir fakat adalet için, bağımsızlık için ve birbirini korumak için verilen mücadele, varlığı sürdürmenin onurlu bir yoludur.