İnsan bir durumdan, bir ilişkiden ya da bir alışkanlıktan uzaklaştığını zanneder oysa attığı her adım, görünmez bir dairenin içinde atılmış gibidir ve fark etmeden yine aynı merkeze, aynı duygunun tam ortasına geri döner, çünkü bazı bağlar fiziksel değil, zihinsel ve duygusal düzlemde kurulur ve bu bağlar çözülmeden hiçbir mesafe gerçek bir uzaklık yaratamaz. Kaçmak, çoğu zaman çözüm gibi hissedilir mesajları silmek, ortamları terk etmek, yeni insanlara yönelmek ya da kendini başka uğraşlara gömmek. Hepsi ilk bakışta bir çıkış kapısı gibi görünür, ama aslında çoğu sadece başka bir kapıya açılan koridordur ve o koridorun sonunda yine aynı his, aynı boşluk, aynı eksiklik seni bekler çünkü insan dış dünyadan değil içindeki yarım kalmış duygudan kaçmaya çalışır ve o duygu çözülmediği sürece gittiği her yere onun gölgesini de taşır.
Bazı ilişkiler vardır, seni yorar ama bırakamazsın bazı arkadaşlıklar vardır, sana iyi gelmez ama kopamazsın bazı alışkanlıklar vardır, seni aşağı çeker ama vazgeçemezsin. İşte tam burada devreye girer o görünmeyen çekim gücü alışkanlık, tanıdıklık ve duygusal bağımlılık. İnsan zihni, acı verse bile tanıdık olanı güvenli sanır çünkü bilinmeyen, her zaman daha büyük bir tehdit gibi görünür. Bu yüzden kişi, zarar gördüğü yerde bile kalmayı seçebilir, çünkü en azından neyle karşılaşacağını bilir. Daha derine indiğinde ise bu döngünün sadece alışkanlıkla açıklanamayacak kadar karmaşık olduğunu fark edersin burada devrede olan şey, çoğu zaman geçmişten taşınan eksikliklerdir.
Çocuklukta görülmeyen bir ilgi, yarım kalmış bir sevgi, onaylanmamış bir benlik. İnsan büyüdüğünde bunları farkında olmadan yeniden kurmaya çalışır ve bu yüzden hep benzer insanlara, benzer ilişkilere, benzer senaryolara çekilir. Sanki hayat, aynı hikayeyi farklı oyuncularla tekrar tekrar sahneliyordur ve sen, bu oyunun içindeyken değiştiğini sanırsın ama aslında sadece karakterler değişir, senaryo aynı kalır. Bağımlılıklar da bu döngünün başka bir yüzüdür. Sadece maddelere değil, insanlara, hislere, hatta kaosa bile bağımlı olunabilir. Çünkü bazı insanlar için huzur, alışık olmadıkları bir duygudur onlar daha çok iniş çıkışlara, belirsizliğe, yoğun duygulara alışmıştır ve bu yüzden sakinlik bile onlara eksiklik gibi gelir. İşte bu noktada insan, fark etmeden kendini tekrar o tanıdık karmaşanın içine çeker çünkü orası onun bildiği tek yaşama biçimidir.
En çarpıcı olan ise şudur. İnsan çoğu zaman kaçtığını sandığı şeyi aslında bilinçsizce yeniden seçer. Farklı bir şehir, farklı bir ilişki, farklı bir ortam. Ama sonuç hep benzer olur. Çünkü değişmeyen tek şey, o seçimi yapan zihindir. Ve zihin değişmeden, seçimler de değişmez. Bir gün durup gerçekten baktığında, kaçtığın şeyin aslında dışarıda değil, içinde olduğunu fark edersin. O an her şey sessizleşir. Bahaneler suçlamalar, onlar yüzünden diye başlayan cümleler anlamını yitirir. Çünkü gerçek, çoğu zaman rahatsız edici bir sadelik taşır. Sorun bulunduğun yer değil, o yeri seçme nedenindir.
Ve işte dönüşüm tam burada başlar.
Kaçmayı bıraktığında değil…
Neden kaçtığını anladığında.
Çünkü bazı döngüler, terk edilerek değil, fark edilerek kırılır.
Bazı bağlar, uzaklaşarak değil, iç yüzü görülerek çözülür.
Ve bazı hikayeler… ancak sen aynı rolü oynamayı reddettiğinde sona erer.
Belki de bu yüzden hayat, seni sürekli aynı kapıya getirir.
Çünkü o kapıdan geçmeden… başka hiçbir kapı gerçekten açılmaz.