İstanbul’un Son Eşiği; Anadolu Kavağı [ 12 Ocak 2026 ]


İstanbul’un Son Eşiği; Anadolu Kavağı

İstanbul’un haritalarda sessiz, rehber kitaplarda ise çoğu zaman yalnızca bir “boğaz köyü” olarak anılan Anadolukavağı, aslında kentin en eski ve en gizli eşiklerinden birini saklar; çünkü burada, Karadeniz’in tuzlu rüzgarı ile Boğaz’ın ağır hafızası arasında yükselen Yoros Kalesi, İstanbul’un yalnızca savunma noktası değil, bilinç sınırı olarak da okunabilecek bir yerde durur. Bu semt, Bizans’tan önceye uzanan izleriyle, denizden geleni sadece gemi olarak değil, tehdit, haber ve kader olarak algılayan bir zihniyetin mekansal karşılığıdır; Yoros’un bulunduğu tepe, Boğaz’a giren her akışın önce duraksadığı, sonra İstanbul’a kabul edildiği bir geçiş noktası gibidir ve bu nedenle tarih boyunca burası yalnızca askeri değil, sembolik olarak da korunmuştur.

Yoros Kalesi’nin taşları arasında dolaşırken hissedilen şey, sıradan bir harabe duygusu değildir; rüzgarın duvar aralarından geçerken çıkardığı ses, sanki Boğaz’ın iki yakası arasında taşınan eski yeminleri ve yarım kalmış niyetleri fısıldar, çünkü bu kale, Haçlı seferlerinden Ceneviz tacirlerine, Bizans entrikalarından Osmanlı gözcülerine kadar çok sayıda gözün aynı ufka baktığı nadir noktalardan biridir. Anadolukavağı’nın kendisi ise bu ağır geçmişin altında şaşırtıcı bir dinginlik taşır; dar sokaklarında yürürken zaman, İstanbul’un merkezinde olduğu gibi hızlanmaz, aksine yavaşlar, hatta bazen geri çekilir ve bu geri çekilme hali, semtin “unutulmuşluk” değil, bilinçli bir saklanma hâlinde olduğu hissini uyandırır.

Yerel anlatılarda, Yoros’un altındaki toprak katmanlarında tünellerden, denize açılan gizli geçitlerden ve Boğaz’ın altına uzandığı iddia edilen bağlantılardan söz edilir; tarihsel olarak kanıtlanmamış olsalar bile bu söylentilerin yüzyıllardır canlı kalması, bölgenin yalnızca taş ve topraktan değil, hikayeden ve sezgiden de inşa edildiğini gösterir. Bu yüzden Anadolukavağı, İstanbul’un mistik semtleri arasında ne Eyüp Sultan gibi kutsal bir teslimiyetin, ne de Galata gibi dönüşümün merkezi olur; burası daha çok bekleyişin mekanıdır, kapının henüz açılmadığı, ama tamamen de kapanmadığı bir eşik, yani şehrin kuzeye bakan bilinç kapısıdır. Eğer İstanbul’un gizemi, insanı içine çeken bir karanlıktan değil de, uzaktan izleyen, sabırla bekleyen bir farkındalıktan besleniyorsa, bunun en saf hallerinden biri Anadolukavağı’nda, Yoros’un gölgesinde hala yaşamaya devam eder.