1766 Büyük İstanbul Depreminde O Sabah Ne Yaşandı?
22 Mayıs 1766 sabahı İstanbul henüz günün ilk saatlerini yaşıyordu. Kurban Bayramı'nın üçüncü günüydü ve güneş doğalı yaklaşık yarım saat olmuştu ki dönemin kayıtlarına göre önce korkunç bir gürültü duyuldu, ardından şehir şiddetle sarsılmaya başladı. Araştırmacıların Osmanlı kaynaklarından aktardığı anlatımlarda, güney kuzey doğrultusunda geldiği belirtilen bu yeraltı sesini yaklaşık iki dakika süren çok güçlü bir sarsıntının, ardından da daha düşük şiddette fakat dakikalar boyunca devam eden başka hareketlerin izlediği belirtilir. İstanbul halkı için yaşanan şey yalnızca bir deprem değildi modern sismoloji henüz ortaya çıkmadığı için insanların ayaklarının altından gelen böylesine güçlü bir sesi ve ardından taş yapıların hareket etmeye başlamasını anlamlandırması son derece zordu. Dönemin tarihçilerinden Şem'dânîzâde Fındıklılı Süleyman Efendi, felaketin büyüklüğünü anlatırken binaların, insanların ve hayvanların ağır biçimde etkilendiğini aktarır başka Osmanlı tarihçileri de 1766 felaketini, İstanbul'un hafızasına Küçük Kıyamet olarak geçen 1509 depremiyle karşılaştıracak kadar büyük görmüştür.
Sarsıntı sona erdiğinde karşılaşılan manzara korkunçtu. Fatih Camii ağır biçimde yıkılmış, Kapalıçarşı'nın çeşitli bölümleri çökmüş, surlar, hanlar saray yapıları ve çok sayıda ev hasar görmüştü. Osmanlı arşiv belgeleri üzerinde yapılan araştırmalar, felaketin ardından İstanbul'un çok geniş bir bölümünde onarım ve yeniden inşa çalışmalarına girişildiğini, devletin başka bölgelerden başkente malzeme ve iş gücü taşımak zorunda kaldığını gösteriyor. Felaket yalnızca karada da hissedilmedi. Depremden birkaç gün sonra yayımlanan bir İtalyanca raporda Galata yönünde büyük dalgaların yükseldiği ve kıyılarda su baskınlarının meydana geldiği anlatılıyor tarihsel deprem araştırmaları da Marmara kıyılarında tsunami etkilerinin yaşandığını gösteriyor. Böylece aynı sabah İstanbul halkı, sarsılan binaların yanında denizin beklenmedik hareketiyle de karşı karşıya kalmıştı. Depremin bayram sabahında ve günlük hayatın henüz tam başlamadığı bir saatte meydana gelmesi ise felaketin ilginç ayrıntılarından biridir. Dönem anlatılarında camilerin sabah namazından sonra büyük ölçüde boşalmış olması, öğrencilerin okullarda ve esnafın çarşıdaki dükkanlarında bulunmaması nedeniyle çok daha büyük olabilecek can kaybının sınırlanmış olabileceği değerlendirilir.
Fakat İstanbul'un korkusu o sabahla bitmedi. Artçı sarsıntılar uzun süre devam etti ve 5 Ağustos 1766'da Marmara'nın batısında meydana gelen ikinci büyük deprem, daha önce zarar gören bazı yapıların durumunu ağırlaştırdı. Arşiv belgeleri, ilk depremden sonra başlayan onarım çalışmalarının bu ikinci sarsıntının ardından daha da kapsamlı hale geldiğini gösteriyor. 1766 depreminin hikayesindeki en ürpertici ayrıntı ise sonradan oluşturulmuş bir kehanet değil, gerçekten dönem kaynaklarına geçmiş olan o korkunç gürültüdür. Bugün büyük depremler sırasında fay hareketleri ve sismik dalgalarla bağlantılı çeşitli seslerin duyulabildiğini biliyoruz fakat 260 yıl önce İstanbul'da yaşayan biri için toprağın derinliklerinden gelen bu sesin ne olduğunu bilmek mümkün değildi. Belki de bu yüzden 22 Mayıs 1766 sabahı İstanbul'un hafızasında yalnızca binaların yıkıldığı bir gün olarak kalmadı. Şehir önce yerin altından gelen sesi duydu, birkaç dakika sonra ise bildiği dünyanın ayaklarının altında hareket ettiğini gördü.
Kaynak; Şem'danizade Fındıklılı Süleyman Efendi