Kapadokya’nın peri bacalarına, vadilerine ve kayalara oyulmuş kiliselerine bakarken insanın kolayca unuttuğu bir gerçek var. Bu coğrafyanın belki de en büyük hikayesi yüzeyde değil, ayaklarımızın onlarca metre altında saklanıyor, çünkü Derinkuyu ve Kaymaklı’da karşımıza çıkan yapılar birkaç mağaranın birbirine bağlanmasından ibaret değil ahırları, depoları, şırahaneleri, su kuyuları, kiliseleri, havalandırma sistemleri, dar savunma geçitleri ve dev taş kapılarıyla insanların gerektiğinde yeraltında yaşayabilmesine imkan veren olağanüstü karmaşık yerleşimlerdir. UNESCO da Kaymaklı ve Derinkuyu’yu, Göreme Milli Parkı ve Kapadokya’nın kaya alanlarıyla birlikte 1985’ten beri Dünya Mirası kapsamında değerlendiriyor.
DERİNKUYU: YERYÜZÜNDEN 85 METRE AŞAĞIYA İNEN ŞEHİR
Derinkuyu’nun insanı ilk anda etkileyen tarafı büyüklüğüdür. Kültür ve Turizm Bakanlığı kaynaklarında yeraltı şehrinin yaklaşık 85 metre derinliğe ulaştığı belirtilirken, içeride ahırlar, kilerler, yemekhaneler, şırahaneler, yaşam alanları ve dinsel mekanların bulunduğu, ikinci katta ayrıca geniş bir bölümün misyonerler okulu olarak tanımlandığı ve daha aşağı seviyelerde haç planlı bir kilisenin yer aldığı aktarılmaktadır. Fakat Derinkuyu’yu yalnızca derinliği üzerinden değerlendirmek yanıltıcı olur, çünkü asıl şaşırtıcı olan insanların bu kadar derine inmiş olması değil, yeraltında işleyen bir yaşam sistemi kurabilmiş olmalarıdır yüzeyden aşağı doğru uzanan havalandırma bacaları, suya ulaşmayı sağlayan kuyular, yiyeceklerin saklanabileceği alanlar, hayvanların tutulduğu bölümler ve gerektiğinde geçişleri kapatabilecek savunma düzenekleri düşünüldüğünde karşımıza rastgele büyütülmüş bir mağara sistemi değil, uzun süre boyunca geliştirilmiş bir yeraltı mimarisi çıkmaktadır. Derinkuyu’daki en dikkat çekici yapılardan biri yaklaşık 55 metre derinliğindeki havalandırma bacasıdır ve bu yapı aynı zamanda su kuyusu işleviyle ilişkilendirilmektedir daha da ilginci, Bakanlığın verdiği bilgilere göre bazı kuyuların yüzeyle doğrudan bağlantısı bulunmuyordu ve bunun istilalar sırasında suyun dışarıdan zehirlenmesini önlemeye yönelik olduğu düşünülüyordu.
İşte Derinkuyu’nun mühendislik zekasını gösteren ayrıntılardan biri tam olarak burada ortaya çıkar. Yeraltına insan sokmak başka şeydir, orada insanların nefes almasını, suya ulaşmasını, yiyecek saklamasını ve saldırı sırasında hayatta kalmasını sağlamak tamamen başka bir problemdir Dar koridorların bazı bölümlerde yalnızca bir kişinin rahatça ilerleyebileceği biçimde düzenlenmesi de savunma açısından büyük avantaj sağlamış olmalıdır, çünkü yüzeyde sayıca üstün olan bir saldırı gücü yeraltına girdiğinde avantajını kaybediyor, dar geçitlerde yan yana hareket edemiyor ve içeriyi bilen savunmacılar karşısında son derece savunmasız hale geliyordu. Bunun yanında bugün Kapadokya yeraltı şehirlerinin simgelerinden biri haline gelen dev yuvarlak taş kapılar bulunuyordu bu taşlar geçitlerin içeriden kapatılmasını sağlayabiliyor, böylece şehrin bir bölümü ele geçirilse bile saldırganların diğer bölümlere ulaşması zorlaştırılabiliyordu. UNESCO kaynaklarında da katlar arasındaki bazı geçişlerin yaklaşık bir ton ağırlığındaki taşlarla kapatılabildiği anlatılmaktadır. Derinkuyu hakkında internette sık sık 20 bin kişinin yaşadığı şehir ifadesine rastlanmasının nedeni de bazı akademik çalışmalarda kompleksin 20 bine kadar insanı barındırabilecek ölçekte değerlendirilmesidir, ancak bu rakamı kesin olarak aynı anda orada yaşayan nüfus şeklinde okumamak gerekir yeraltı şehirlerinin nüfus kapasiteleri konusunda farklı tahminler bulunmaktadır ve elimizde Derinkuyu’nun belirli bir tarihte tam olarak kaç kişiyi barındırdığını gösteren bir nüfus kaydı yoktur.
PEKİ DERİNKUYU’YU KİM YAPTI?
Gizem burada daha da büyüyor, çünkü Derinkuyu için internette sıkça karşılaşılan şu uygarlık yaptı şeklindeki kesin ifadeler tarihsel tabloyu gereğinden fazla basitleştiriyor. Kültür ve Turizm Bakanlığının farklı sayfalarında bile tarihlendirme konusunda farklı çerçeveler görülmektedir bazı resmi anlatımlarda yapıların Hristiyanlığın yayılması sırasında savunma ve saklanma amacıyla kullanıldığı ve belirli bölümlerin 9.-10 yüzyıllarla ilişkilendirildiği görülürken, Kapadokya’daki yeraltı yerleşimlerinin daha eski başlangıçlara sahip olup sonraki dönemlerde sürekli genişletilmiş olabileceği yönünde değerlendirmeler de bulunmaktadır. Bu nedenle bugün gördüğümüz Derinkuyu’yu tek bir kralın emriyle, tek bir dönemde sıfırdan inşa edilmiş şehir gibi düşünmek yerine, farklı dönemlerde büyütülmüş ve farklı topluluklar tarafından yeniden kullanılmış dev bir yeraltı kompleksi olarak görmek daha sağlıklıdır. UNESCO’nun Kapadokya değerlendirmesinde özellikle erken Hristiyan topluluklarının 4. yüzyıldan itibaren bölgedeki kaya mekanlarını yoğun biçimde kullandığı, daha sonraki dönemlerde Arap akınlarına karşı insanların Kaymaklı ve Derinkuyu gibi yeraltı yerleşimlerinde korunmaya yöneldiği belirtilmektedir. Dolayısıyla asıl soru yalnızca Kim kazdı” değil, belki de “İlk küçük mekan ne zaman açıldı, kimler genişletti ve bugün gördüğümüz dev sistem kaç yüzyıllık değişimin sonucunda ortaya çıktı” olmalıdır.
KAYMAKLI: DERİNKUYU’NUN İKİZİ DEĞİL, BAŞKA BİR YERALTI DÜNYASI
Derinkuyu’dan söz edildiğinde hemen ardından Kaymaklı’nın gelmesinin nedeni iki yerleşimin birbirine çok yakın olmasıdır, fakat Kaymaklı basitçe Derinkuyu’nun küçük bir kopyası değildir planlaması, geçitleri ve mekanların dağılımı bakımından kendine özgü bir yapıya sahiptir. Kültür ve Turizm Bakanlığı Kaymaklı’nın sekiz katlı olduğunu, günümüzde dört katının ziyarete açık bulunduğunu ve mekanların büyük ölçüde havalandırma bacalarının çevresinde düzenlendiğini belirtmektedir. ilk katta ahırlar bulunurken daha aşağıdaki bölümlerde kilise, yaşam alanları, depolar, mutfaklar ve şarap üretimiyle ilişkili bölümler yer almaktadır. Kaymaklı’nın koridorları Derinkuyu’ya kıyasla daha alçak, daha dar ve daha eğimli yapıdadır ve bu özellik içeride ilerlerken şehrin labirent hissini çok daha güçlü hale getirir fakat bu dar yapı yalnızca mimari bir tercih olmayabilir çünkü geçitlerin saldırganların hareketini sınırlandıracak biçimde yapılmış olması savunma mantığıyla da uyumludur. Kaymaklı’nın üçüncü katında ise oldukça ilginç bir ayrıntı vardır depoların, mutfakların ve şarap üretim alanlarının yanında üzerinde 57 oyuk bulunan andezit bir taş blok bulunmaktadır ve resmi açıklamada bu yapının ezme ve öğütme işlemlerinde kullanıldığı belirtilmektedir bu ayrıntı bile yeraltındaki hayatın yalnızca saklanmak üzerine kurulmadığını, günlük yaşamın üretim ve depolama faaliyetlerinin de aşağıya taşındığını göstermektedir. Kaymaklı’nın üzerinde bugün hala yaşayan yerleşim bulunması ise geçmiş ile bugünü birbirine bağlayan şaşırtıcı ayrıntılardan biridir resmi müze bilgisinde köydeki evlerin yeraltı şehrine ait 100 veya daha fazla tünelin çevresinde bulunduğu ve bazı uygun bölümlerin yakın dönemde dahi mahzen, depo veya ahır olarak kullanıldığı aktarılmaktadır. Başka bir ifadeyle, burası yüzyıllar önce kapısı mühürlenmiş ve tamamen unutulmuş bir dünya değildir yeraltı ile yüzey arasındaki ilişki çok daha uzun süre devam etmiştir.
DERİNKUYU İLE KAYMAKLI ARASINDA TÜNEL VAR MI?
Kapadokya’nın en fazla merak uyandıran hikayelerinden biri Derinkuyu ile Kaymaklı’nın yeraltından birbirine bağlandığı iddiasıdır. Bu anlatının tamamen internet efsanesi olduğunu söylemek doğru değildir. UNESCO’ya sunulmuş Kapadokya kültürel peyzaj belgelerinde Kaymaklı ile Derinkuyu arasında bağlantı sağlayan bir tünelden söz edilmekte, ancak tünelin bazı bölümlerinin çökmüş olması nedeniyle halka açık olmadığı belirtilmektedir. Bu bilgi beraberinde çok daha büyük bir soruyu getiriyor. Eğer birbirinden kilometrelerce uzaktaki yeraltı yerleşimleri arasında bağlantılar kurulmuşsa, Kapadokya’nın altında bugün bildiğimizden daha geniş bir yeraltı ağı bulunabilir mi. Burada hayal gücüyle kanıtlanmış bilgiyi ayırmak gerekiyor. Derinkuyu ile Kaymaklı’nın altında bütün Kapadokya’yı birbirine bağlayan devasa ve kesintisiz bir yeraltı imparatorluğu bulunduğunu söylemek için elimizde yeterli arkeolojik kanıt yoktur, ancak bölgede bilinen yeraltı yerleşimlerinin sayısının çokluğu, yeni mekanların zaman zaman ortaya çıkması ve mevcut komplekslerin tüm bölümlerinin erişilebilir olmaması, Kapadokya’nın yeraltı arkeolojisinin henüz tamamen okunmuş bir kitap olmadığını açıkça gösteriyor.
NEDEN YERALTI?
Belki de hikayenin en önemli sorusu budur. İnsanlar neden yüzeyde yaşamak yerine böylesine karmaşık yapıları kayanın içine doğru genişlettiler. Cevabın önemli bir bölümü güvenliktir. UNESCO, bölgedeki yeraltı yerleşimlerinin özellikle saldırı ve istilalar sırasında sığınak olarak kullanılmasına dikkat çekerken, yapının kendisi de bunu destekleyen birçok özellik taşır dar geçitler, içeriden kapatılabilen taş kapılar, yüzeyden kontrol edilmesi zor su sistemleri ve dışarıdan fark edilmesi güç girişler. Fakat yalnızca düşmandan saklanmak açıklaması bile içerideki mühendislik düzeyinin büyüklüğünü azaltmaz, çünkü birkaç günlük sığınak yapmak isteyen bir topluluk ile insanların, hayvanların, yiyeceğin suyun ve ibadet alanlarının birlikte düşünüldüğü çok katlı bir sistem kuran topluluk arasında büyük fark vardır. Kapadokya’nın volkanik tüfü burada insanların en büyük avantajlarından biri olmuştur akademik çalışmalar, kayanın kazılabilecek kadar işlenebilir fakat uygun koşullarda büyük boşlukları taşıyabilecek kadar kararlı olmasının böylesine geniş yeraltı sistemlerinin oluşturulmasını mümkün kıldığını göstermektedir.
BİLİNMEYEN KISIM BELKİ DE EN BÜYÜK KISIM
Derinkuyu hakkında en çarpıcı resmi bilgilerden biri, yeraltı şehrinin yalnızca yaklaşık yüzde 10’unun ziyaret edilebildiğinin belirtilmesidir. Bu ifade zaman zaman şehrin yüzde 90’ı hala keşfedilmedi şeklinde aktarılıyor, fakat ikisi aynı şey değildir ziyaretçiye kapalı bir bölüm mutlaka arkeologların hiç görmediği veya tamamen bilinmeyen bir alan anlamına gelmez, güvenlik, koruma, çökme riski ve erişim koşulları nedeniyle de bölümler kapalı tutulabilir. Yine de insanın zihnini kurcalayan gerçek değişmiyor. Bugün Derinkuyu’da yürüdüğümüz koridorlar, bu dev yapının tamamı değil. Kaymaklı’da da sekiz katın yalnızca dört katının ziyaretçilere açık olması aynı duyguyu yaratıyor insan birkaç kat aşağı indikten sonra bir kapının veya dar geçidin ardında karanlığın devam ettiğini gördüğünde, Kapadokya’nın neden bu kadar çok efsane ürettiğini anlamaya başlıyor.
KAPADOKYA’NIN GERÇEK SIRRI
Derinkuyu ve Kaymaklı’yı etkileyici kılmak için uzaylılara, kayıp süper uygarlıklara veya açıklanamayan teknolojilere ihtiyaç yok elimizdeki gerçekler zaten yeterince olağanüstü, çünkü yumuşak volkanik kayanın içine kat kat inen insanlar havalandırmayı, suyu, depolamayı, savunmayı hayvanları, üretimi ve ibadeti aynı mimari sistem içerisinde çözmüş, gerektiğinde yüzeydeki hayatlarını bırakıp kayanın içinde oluşturdukları ikinci bir dünyaya çekilebilmişlerdir. Ve belki de Derinkuyu ile Kaymaklı’nın en büyük sırrı orada ne bulunduğu değil, henüz bütün ayrıntılarıyla neyi bilmediğimizdir. Çünkü yüzeyde Kapadokya’yı gördüğümüzde peri bacalarına bakıyoruz. Fakat birkaç metre aşağı indiğimiz anda manzara tamamen değişiyor dar bir koridor başka bir odaya, o oda başka bir kata, o kat bir havalandırma bacasına, bir kuyuya veya karanlığa doğru devam eden başka bir geçide açılıyor. Sonra insanın aklına kaçınılmaz olarak aynı soru geliyor. Eğer Derinkuyu ve Kaymaklı bildiğimiz kadar büyükse Kapadokya’nın altında henüz hikayesini tam olarak bilmediğimiz daha ne kadar büyük bir dünya var?