Güneşin Şehri Mardin; Karanlığın Kalbi Matiate [ 22 Şubat 2026 ]


Güneşin Şehri Mardin; Karanlığın Kalbi Matiate

Mardin’in taş sokaklarının altında, güneşle kavrulmuş sarı kalker blokların derinliklerinde saklı olan Matiate Yeraltı Şehri, insanlık tarihinin yalnızca yüzeye değil, toprağın altına da yazıldığını gösteren çarpıcı bir örnek olarak karşımıza çıkar çünkü bu yapı, sıradan bir mağara sistemi değil, planlı biçimde oyulmuş, savunma ve yaşam ihtiyaçları düşünülerek şekillendirilmiş, katmanlı bir yeraltı organizasyonudur ve ortaya çıkarılış hikayesi bile başlı başına dikkat çekicidir. 2020 yılında, Mardin’in Midyat ilçesinde sürdürülen kentsel dönüşüm ve sokak sağlıklaştırma çalışmaları sırasında bir evin altında fark edilen dar bir geçit, ilk etapta basit bir mahzen ya da depo alanı gibi değerlendirilmiş, ancak uzman ekiplerin dikkatli incelemeleri ve kontrollü kazıları sonucunda bu dar açıklığın kilometrelerce uzanan tünellere, odalara ve galerilere bağlandığı anlaşılmıştır böylece Anadolu’nun en geniş yeraltı yerleşimlerinden biri olabileceği düşünülen Matiate gün yüzüne çıkmaya başlamıştır.

Arkeolojik veriler, yeraltı şehrinin ilk evrelerinin Roma İmparatorluğu dönemine, özellikle MS 2. ve 3. yüzyıllara kadar uzanabileceğini göstermektedir ancak yapının yalnızca tek bir döneme ait olmadığı, sonraki yüzyıllarda da aktif biçimde kullanıldığı ve özellikle erken Hristiyan toplulukların baskıdan kaçmak, ibadetlerini gizli biçimde sürdürebilmek ve güvenli bir yaşam alanı oluşturabilmek amacıyla burayı genişlettiği düşünülmektedir, bu da yapının hem askeri hem de dinsel bir işlev taşıdığını ortaya koyar. Matiate isminin Süryanice kökenli olduğu ve mağaralar kenti anlamına geldiği ifade edilmektedir bu bile, yerleşimin yüzeyden çok yeraltıyla özdeşleşmiş bir kimliğe sahip olduğunu düşündürür, çünkü burada oyulmuş odalar yalnızca geçici saklanma alanları değil, su kuyuları, tahıl depoları, ibadet alanları, yaşam odaları ve dar güvenlik koridorlarıyla donatılmış, uzun süreli barınmaya imkan tanıyan bütüncül bir yerleşim planını yansıtır.

Yeraltı şehrinin iç yapısına bakıldığında, dar boğazlı geçişler ve sürgü taşlarıyla kapatılabilen tüneller, savunma refleksinin bilinçli bir şekilde tasarlandığını gösterir havalandırma bacaları, içerideki yaşamın sürdürülebilirliğini sağlamak üzere hesaplanmış mühendislik çözümlerine işaret ederken, bazı alanlarda kandil yerleri ve duvar nişleri, gündelik hayatın ritmini ve ibadet düzenini hissettirir, yani burası yalnızca saklanmak için kazılmış karanlık bir boşluk değil, organize edilmiş bir yeraltı dünyasıdır. Uzmanların değerlendirmelerine göre, ortaya çıkarılan alan şimdiden binlerce metrekarelik bir hacme ulaşmıştır ve kazılar tamamlandığında çok daha geniş bir kompleksin açığa çıkabileceği tahmin edilmektedir bazı açıklamalarda aynı anda on binlerce insanı barındırabilecek kapasiteden söz edilse de, bu rakamın kesinliği henüz bilimsel olarak netleşmemiştir, ancak mevcut yapı ölçeği bile, burada ciddi bir nüfusun belirli dönemlerde yaşamış olabileceğini düşündürmektedir.

Anadolu’nun tarih boyunca savaşların, göçlerin ve inanç çatışmalarının kavşağı olduğu düşünüldüğünde, yeraltı şehirleri bir tesadüf değil, hayatta kalma stratejisinin coğrafi bir tezahürüdür; Kapadokya’daki örneklerle benzerlik gösteren Matiate, Mezopotamya sınırında yer alan Midyat’ın da aynı savunma ve korunma refleksini geliştirdiğini kanıtlar niteliktedir, çünkü yüzey tehdit altındayken yeraltı görünmezliğin sağladığı avantajla güvenli bir alternatif sunmuştur. Matiate Yeraltı Şehri, yalnızca taşın oyulmuş hali değil, insan iradesinin kayaya kazınmış bir hafızasıdır burada her tünel, her oda ve her dar geçit, geçmişte yaşamış insanların korkularını, inançlarını ve dirençlerini yansıtan sessiz bir tanıktır ve kazılar ilerledikçe bu tanıklık daha da derinleşmekte, toprağın altında saklı kalmış bir medeniyet katmanı adım adım gün ışığına çıkarılmaktadır.

Bugün hala araştırmaların sürdüğü bu yeraltı kompleksi, tarihin yalnızca göğe yükselen anıtlarda değil, gerektiğinde yerin kalbine inen yapılarda da saklı olduğunu gösterir çünkü medeniyet bazen yüksek surlar örerek değil, gerektiğinde görünmez olmayı seçerek varlığını korur ve Matiate bu görünmezliğin en etkileyici örneklerinden biri olarak Anadolu’nun derin hafızasında yerini alır.