Gök, Yer ve Töre Arasında; Kadim Türklerde Evliliğin Kutsal Dengesi [ 19 Ocak 2026 ]


Gök, Yer ve Töre Arasında; Kadim Türklerde Evliliğin Kutsal Dengesi

Kadim çağlarda Türklerde evlilik, yalnızca iki bireyin hayatlarını birleştirdiği duygusal bir karar değil; töre ile sınırları çizilmiş, kanun gücünde kabul edilen kurallarla korunmuş, bireyi aşarak aileyi, aileyi aşarak obayı ve nihayetinde devleti ayakta tutan temel bir kurum olarak algılanırdı; bu nedenle evlilik, hem toplumsal düzenin hem de adalet anlayışının en somut tezahürlerinden biri sayılırdı. Türk töresi, yazılı bir kanun metni olmamasına rağmen, ihlal edildiğinde ağır yaptırımları olan bağlayıcı bir hukuk sistemi niteliği taşırdı ve bu töre içinde evlilik, gelişi güzel kurulabilecek bir birliktelik olarak değil, açık kurallara ve denge ilkelerine dayanan ciddi bir sözleşme olarak görülürdü; kimlerin evlenebileceği, akrabalık sınırları, tarafların hak ve yükümlülükleri töreyle belirlenir, özellikle aynı soydan gelenlerin evlenmesi kesin biçimde yasaklanarak hem biyolojik hem de toplumsal denge korunurdu.

Evlilik sürecinde kız isteme, yalnızca sembolik bir gelenek değil, töreye göre yapılan resmi bir müzakereydi; bu görüşmelerde aileler, yalnızca gençlerin uyumunu değil, soyların itibarı, geçmişi ve töreye bağlılık derecesini de değerlendirir, verilen sözler geri alınamaz kabul edilir, bu sözlerin bozulması ise yalnızca ahlaki değil, hukuki bir suç olarak görülürdü. Kalın adı verilen evlilik bedeli, töre kanunları çerçevesinde düzenlenmişti ve bu uygulama, kadının bir mülk gibi görülmesinden çok uzakta, erkeğin sorumluluk alma ehliyetini ispat etmesi ve kadının ailesine duyulan saygının maddi bir temsili olarak değerlendirilirdi; töreye göre kalın ödenmeden yapılan evlilikler eksik ve geçersiz sayılabilir, bu durum tarafların toplum içindeki itibarını zedeleyebilirdi.

Kadının konumu, töre içinde özel olarak korunurdu; kadın, evlilikle birlikte erkeğin gölgesine giren edilgen bir figür değil, kendi hakları olan, söz söyleme yetkisine sahip ve töre karşısında erkekle birlikte sorumluluk taşıyan bir birey olarak kabul edilirdi; kadına şiddet, aşağılanma ya da haksız boşama töreye aykırı sayılır ve bu tür davranışlar, erkeğin hem toplumsal hem de hukuki yaptırımlarla karşılaşmasına neden olurdu; bu yaklaşım, özellikle Göktürk Kağanlığı ve Hun İmparatorluğu gibi büyük siyasi yapılarda açık biçimde hissedilen bir adalet anlayışının aile içindeki yansımasıydı. Evlilikte tek eşlilik törenin temel ilkesi olarak kabul edilirken, çok eşlilik ancak istisnai şartlarda ve çoğunlukla soyun devamı ya da siyasi zorunluluklar nedeniyle mümkün görülür, buna rağmen her eşin hakları töreyle güvence altına alınır ve keyfi uygulamalara kesinlikle izin verilmezdi; bu durum, törenin yalnızca güçlüyü değil, dengeyi esas aldığını gösterirdi.

Boşanma dahi töreye bağlıydı; taraflardan birinin ağır kusuru, sözleşmenin bozulması ya da töreye aykırı davranışlar dışında evliliğin sonlandırılması hoş karşılanmaz, özellikle çocuk varsa, töre ailenin korunmasını önceleyen bir yaklaşım sergilerdi; boşanma durumunda kadının ve çocukların hakları açık biçimde belirlenmişti ve bu hakların ihlali, obanın müdahalesini doğurabilirdi. Düğün törenleri ise törenin halka açık ilanı niteliğini taşırdı; şölenler, at yarışları ve ritüeller eşliğinde yapılan bu törenler, evliliğin toplum tarafından onaylandığını gösterir, böylece birliktelik yalnızca iki aile arasında değil, tüm oba nezdinde meşruiyet kazanırdı; bu törenler sırasında edilen dualar, yapılan ritüeller ve şamanların sembolik uygulamaları, evliliğin gök, yer ve atalar huzurunda mühürlendiğine dair güçlü bir inanç oluştururdu.

Sonuç olarak kadim çağlarda Türklerde evlilik, töre kanunlarıyla şekillenen, adalet ve denge ilkesini merkeze alan, kadını ve erkeği birbirini tamamlayan iki eşit unsur olarak gören derin bir sistemin parçasıydı; bu sistem, bozkırın sert koşullarında bile insan ilişkilerini keyfiliğin değil, sorumluluğun yönettiği bir düzleme taşımış, evliliği yalnızca bir birliktelik değil, geçmişten geleceğe aktarılan kutsal bir emanet haline getirmişti.