Fas’ta 773 Bin Yıl Öncesinden Gelen Tanıklık [ 08 Ocak 2026 ]


Fas’ta 773 Bin Yıl Öncesinden Gelen Tanıklık

Fas’ın Atlantik kıyılarına yakın bölgelerinde, Kazablanka çevresinde yer alan ve uzun süredir arkeolojik kazılarla bilinen Thomas Quarry I adlı alanda ortaya çıkarılan yaklaşık 773 bin yıl öncesine tarihlenen insan kalıntıları, insanlık tarihinin en bulanık ve en kritik dönemlerinden birine doğrudan temas ettiği için bilim dünyasında büyük yankı uyandırdı; çünkü bu dönem, modern insanın, Neandertallerin ve Denisovanların henüz birbirinden net çizgilerle ayrılmadığı, evrimsel yolların hala iç içe geçtiği, adeta insan soyunun ortak bir hafızayı paylaştığı zamansal bir eşik olarak kabul ediliyor . Bu keşifte bulunan çene kemikleri, dişler ve omurgaya ait parçalar, tek başına bir bireyi tanımlamaktan çok daha fazlasını yapıyor; çünkü bu kemikler, hem ilkel Homo türlerine özgü bazı yapısal özellikleri hem de daha sonraki insan türlerinde görülen görece “modern” anatomik izleri bir arada taşıyor ve bu durum, söz konusu popülasyonun evrim ağacında bir uç nokta değil, bir geçiş alanı olduğunu düşündürüyor .

Bilim insanlarının özellikle vurguladığı nokta, bu fosillerin kesin biçimde Homo sapiens olarak sınıflandırılmadığı, ancak Homo sapiens’e giden yolun hemen öncesinde yer alan, ortak ataya son derece yakın bir hominin grubunu temsil ediyor olabileceği; yani bu kalıntıların, “biz kimiz” sorusunun cevabını değil ama “biz olmadan hemen önce kimler vardık” sorusunun cevabını fısıldadığı yönünde şekilleniyor . Bu bulgunun asıl çarpıcı tarafı, yalnızca yaşının çok eski olması değil; aynı zamanda coğrafyanın anlamını değiştirmesi, çünkü uzun yıllar boyunca insan evriminin merkezi ağırlıklı olarak Doğu Afrika ile ilişkilendirilmişken, bu keşif Kuzey Afrika’nın, özellikle de Maghreb bölgesinin, insan soyunun ayrışma ve çeşitlenme sürecinde pasif bir geçiş alanı değil, aktif bir evrim sahnesi olduğunu güçlü biçimde ortaya koyuyor .

Jeolojik tarihlendirme yöntemleri, özellikle manyetik terslenme kayıtları ve çevresel tortul analizleri sayesinde, fosillerin yaşı yüksek bir doğrulukla belirlenmiş durumda ve bu da genetik çalışmaların uzun süredir öne sürdüğü, insan soyunun büyük ayrışmasının yaklaşık 700–800 bin yıl önce gerçekleştiği yönündeki modellerle dikkat çekici bir uyum gösteriyor; başka bir deyişle, genetikte öngörülen zaman çizelgesi artık taşın ve kemiğin sessiz tanıklığıyla da desteklenmiş oluyor . Bu noktada keşif, sadece paleoantropoloji açısından değil, insanın kendini konumlandırma biçimi açısından da önem kazanıyor; çünkü insan evriminin tek bir çizgi halinde ilerlemediğini, aksine Afrika kıtası boyunca dağılmış farklı toplulukların, zaman zaman birleşen, zaman zaman ayrışan karmaşık bir ağ oluşturduğunu ve bugünkü insan türünün bu ağın içinden süzülerek ortaya çıktığını çok daha net bir şekilde görmemizi sağlıyor .

Sonuçta Fas’ta bulunan bu 773 bin yıllık kalıntılar, “en eski insan kimdi” gibi basit bir merakın ötesinde, insanın kökeninin tek bir an, tek bir yer ya da tek bir türle açıklanamayacağını hatırlatıyor; insanlık hikayesinin, taş katmanlarının arasına dağılmış, farklı coğrafyalarda eşzamanlı olarak şekillenmiş, uzun süre belirsiz kalan ama şimdi yavaş yavaş görünür olmaya başlayan çok katmanlı bir anlatı olduğunu bir kez daha gözler önüne seriyor .