Kendini üstün görüp farklı hissetmeye çalışmak, bugün yalnızca bir ruh hali değil, neredeyse başlı başına bir moda akımı gibi işliyor; nasıl ki her sezon benzersiz olduğu iddiasıyla piyasaya sürülen parçalar kısa sürede herkesin dolabına giriyorsa, farklı olma arzusu da aynı hızla çoğalıyor ve ironik biçimde tek tipleşiyor. İnsanlar artık kim olduklarını değil, neye benzediklerini göstererek ayrışmaya çalışıyor; fark, bir duruş olmaktan çıkıp giyilip çıkarılan bir etiket haline geliyor.
Bu modanın en çarpıcı yanı, üstünlük hissinin de trend gibi tüketilmesi; belirli kelimeler, belirli zevkler, belirli kültürel referanslar birer aksesuar gibi kullanılıyor ve ben sizden farklıyım mesajı, neredeyse hazır kombinlerle sunuluyor. Oysa moda nasıl ki herkesin aynı anda giydiği anda anlamını yitiriyorsa, farklılık iddiası da herkeste aynı şekilde görünmeye başladığında içini boşaltıyor; geriye sadece başkalarından ayrışma çabası kalıyor, ama ayrışılan gerçek bir yer olmuyor.
Moda dünyasında asıl zarafet çoğu zaman bağırmayan, göze sokulmayan detaylarda saklıdır; gerçekten stil sahibi olanlar, ne giydiklerini sürekli açıklama ihtiyacı duymaz. Aynı şekilde, insanın kendine dair derinliği de ilan edilmez; yaşanır. Fakat günümüzde farklı hissetmek isteyenler, bunu bir iç sessizlikle değil, yüksek sesli bir vitrinle yapmaya çalışıyor ve bu da onları özgün kılmak yerine, modaya en hızlı kapılanlardan biri haline getiriyor.
Belki de en radikal duruş, bu modanın tamamen dışında kalabilmektir; üstün görünmeye çalışmadan, farklı olduğunu kanıtlamaya uğraşmadan, kendi halini taşıyabilmek. Moda geçer, trendler değişir, bugün özgün denilen yarın sıradanlaşır ama kendinle kurduğun ilişki sezonluk değildir. Gerçek stil gibi gerçek farklılık da zamansızdır; kimseye benzememek için çabalamaz, çünkü zaten kimseye benzemek gibi bir derdi yoktur.