İnsan çoğu zaman hayatın başına getirdiklerini rastlantı, talihsizlik ya da şans olarak adlandırmayı sever; çünkü bu bakış, sorumluluğu hafifletir, insanı kendi eylemleriyle yüzleşmekten kurtarır, oysa evrenin işleyişi duygusal değil, matematiksel bir adalet üzerine kuruludur ve bu adalet ne bağırır ne tehdit eder, sadece kaydeder. Evren, insanın attığı her adımı, söylediği her sözü, sustuğu her haksızlığı ve niyetine eşlik eden her duyguyu görünmez bir deftere yazar; iyilik de kötülük de bu defterde aynı ciddiyetle yer alır, çünkü evren taraf tutmaz, sadece dengeyi korur ve dengenin bozulduğu her yerde bir karşılık üretir.
“Rüzgar eken fırtına biçer” sözü, tam da bu kozmik muhasebenin halk dilindeki en sade ifadesidir; insan küçük bir hoyratlıkla başladığını sandığı bir davranışın, neden yıllar sonra büyük bir yıkım olarak geri döndüğünü anlayamazken, evren çoktan o rüzgarın yönünü çizmiş, hızını belirlemiş ve zamanı geldiğinde teslimatını yapmıştır. Ancak evren yalnızca hesap sormaz; aynı titizlikle ödüllendirir de, fakat bu ödüller çoğu zaman alkışla gelmez, sessiz gelir, fark edilmeden gelir ve insanın tam tökezleyeceği anda önüne konan bir fırsat, beklenmedik bir destek ya da “iyi ki böyle yapmışım” dedirten bir sonuç olarak kendini gösterir.
Karşılık beklemeden yapılan bir iyilik, vicdanı korumak adına göze alınan bir yalnızlık, dürüst kalmak uğruna kaybedilmiş görünen bir kazanç; bunların hiçbiri evrende kaybolmaz, sadece zaman kazanır ve doğru anda sahibine ulaşmak üzere saklanır. Evrenin hesap sorması çoğu zaman serttir, çünkü insanın anlaması için sarsılması gerekir; ödüllendirmesi ise naziktir, çünkü doğru yolda olanı şımartmaz, dengede tutar. Bu yüzden bazı cezalar “neden ben” dedirtirken, bazı ödüller “nasıl oldu da tam zamanında geldi” şaşkınlığı yaratır. İnsan bu düzeni fark ettiğinde, hayatla kavga etmeyi bırakır ve dikkat kesilir; çünkü artık bilir ki asıl mesele başına ne geleceği değil, bugün hangi tohumu ektiği, hangi rüzgarı estirdiği ve evrenin defterine nasıl bir iz bıraktığıdır.
Sonunda şu netlik ortaya çıkar: Evren kin tutmaz ama unutmaz. Evren acele etmez ama gecikmez. Evren adaletini er ya da geç tecelli ettirir. Ve insan, dönüp geçmişine baktığında şunu fark eder: Yaşadıklarım başıma gelmedi… Ben onları, farkında olarak ya da olmayarak, çağırdım.