Demirle Değil Adaletle Kurulan Bir Set; Zülkarneyn’in Hikayesi [ 29 Ocak 2026 ]


Demirle Değil Adaletle Kurulan Bir Set; Zülkarneyn’in Hikayesi

Zülkarneyn, tarih ile inanç, mit ile gerçeklik, güç ile sorumluluk arasındaki ince çizgide duran ve bu nedenle yüzyıllardır hem merak edilen hem de tartışılan bir figür olarak insanlığın ortak hafızasında yer edinmiştir; Kur’an-ı Kerim’de Kehf Suresi’nde anlatılan bu şahsiyet, sadece büyük bir hükümdar ya da fetihler yapan bir lider olarak değil, kendisine verilen imkanları nasıl kullandığıyla ölçülen, gücü adaletle dengeleyen ve sınır koymayı bilen bir yönetici olarak tasvir edilir. Zülkarneyn anlatısının en çarpıcı yönü, onun sahip olduğu kudretin kaynağının yalnızca askeri güç ya da siyasi zeka olmaması, aynı zamanda ilahi bir destekle, yani “yol bilgisiyle” donatılmış olmasıdır; bu ifade, onun gittiği yerlerde rastgele hareket etmediğini, aksine her adımında neyi, neden yaptığını bilen, gücünü keyfi değil bilinçli kullanan bir akıl yapısına sahip olduğunu gösterir ve bu yönüyle Zülkarneyn, güç sahibi herkes için evrensel bir ölçü haline gelir.

Kur’an’daki anlatımda Zülkarneyn’in doğuya ve batıya yaptığı seferler, klasik bir fetih hikayesi gibi sunulmaz; aksine gittiği toplumların durumunu gözlemleyen, onların adalet, zulüm ve düzenle olan ilişkisini dikkate alan bir lider profili çizilir, öyle ki bir toplulukta zulüm baskınsa ona karşı duracağını, ancak adalet içinde yaşayanlara yük olmayacağını açıkça ifade eder ve bu yaklaşım, onun yönetim anlayışının merkezinde korku değil denge olduğunu gösterir. Zülkarneyn isminin anlamı olan “iki boynuzlu” ifadesi, yüzyıllar boyunca hem sembolik hem de tarihsel yorumlara konu olmuştur; bazıları bunu doğu ve batıya hükmetme gücüyle, bazıları ise iki farklı zaman ya da iki farklı bilgi alanı üzerinde hakimiyet kurma fikriyle açıklar, fakat hangi yorum benimsenirse benimsensin ortak nokta şudur ki bu ifade, Zülkarneyn’in tek yönlü bir güç olmadığını, aksine farklı uçları bir arada tutabilen bir denge figürü olduğunu ima eder.

Anlatının en dikkat çekici bölümlerinden biri ise Ye’cüc ve Me’cüc meselesidir; Zülkarneyn, kendilerinden zarar gören bir topluluğun yardım talebiyle karşılaştığında, onlardan vergi ya da çıkar beklemez, aksine “bana Rabbimin verdiği imkan yeterlidir” diyerek insan gücüyle kolektif bir çaba oluşturur ve bu noktada inşa edilen set, sadece demir ve bakırdan oluşan fiziksel bir engel değil, aynı zamanda kaos ile düzen arasına çekilmiş sembolik bir sınır haline gelir. Bu sahnede asıl önemli olan, Zülkarneyn’in kendisini kurtarıcı ya da mutlak kahraman olarak konumlandırmamasıdır; insanlardan yardım istemesi, onları sürece dahil etmesi ve yapılan işin nihai gücünü kendine değil Allah’a atfetmesi, onun liderlik anlayışında tevazunun ne kadar merkezi bir yerde durduğunu açıkça gösterir ve bu tavır, gücün insanı nasıl yüceltmesi değil, nasıl sınaması gerektiğine dair güçlü bir mesaj taşır.

Zülkarneyn’in hikayesi tarihsel kimliği üzerinden de sıkça tartışılmış, kimi zaman Büyük İskender’le, kimi zaman Pers krallarıyla ilişkilendirilmiş, hatta farklı medeniyetlerin efsaneleriyle iç içe geçmiş olsa da Kur’an anlatısının amacı bu kimliği netleştirmekten çok daha derindir; burada asıl mesele, bir insanın eline sınırsız imkan verildiğinde neye dönüşeceği değil, neye dönüşmemeyi başaracağıdır. Bu nedenle Zülkarneyn, yalnızca geçmişte yaşamış olası bir hükümdar olarak değil, her çağda yeniden okunması gereken bir bilinç modeli olarak değerlendirilmelidir; çünkü onun hikayesi, gücün sınır tanımadığı yerde kaosun başladığını, sınır koyabilen aklın ise medeniyet inşa edebileceğini anlatır ve bugün bile bireyden devlete kadar her ölçekte geçerliliğini koruyan bir ders niteliği taşır.

Sonuç olarak Zülkarneyn anlatısı, insana şunu fısıldar: Güç, tek başına bir erdem değildir; erdem, gücü adaletle taşımakta, imkanı sorumlulukla kullanmakta ve en önemlisi sınır koyabilme cesaretini gösterebilmektedir; bu yüzden Zülkarneyn, sadece geçmişin sisleri arasında kalan bir isim değil, bugünün dünyasında hala konuşan, hala sorular soran ve hala cevap arayan kadim bir aynadır.