Bozkırın Hafızasında Yazılan İktidar; Tomris Hatun [ 08 Ocak 2026 ]


Bozkırın Hafızasında Yazılan İktidar; Tomris Hatun

Tomris Hatun, tarihin çoğu zaman kalın çizgilerle erkek isimleri etrafında kurduğu anlatının tam ortasında, sessiz ama sarsıcı bir kırılma noktası gibi durur; çünkü onun hikayesi, yalnızca bir savaşın ya da bir hükümdarın değil, imparatorluk fikrinin bozkırda ilk kez durdurulduğu anın hikayesidir ve bu an, kılıç kadar sözle, öfke kadar akılla, yas kadar iradeyle şekillenmiştir. Tomris Hatun’un yaşadığı dünya, saray duvarlarının, yazılı yasaların ve sabit başkentlerin dünyası değildir; onun coğrafyası, rüzgarla yer değiştiren çadırların, at sırtında taşınan iktidarın ve gücün her gün yeniden kanıtlanmak zorunda olduğu uçsuz bucaksız bozkırların dünyasıdır ve böyle bir yerde kraliçe olmak, taç taşımaktan çok denge taşımak anlamına gelir.

Antik kaynakların bize söylediği kadarıyla Tomris, Orta Asya bozkır kuşağında yaşayan Massagetlerin kraliçesidir; bu halk, geniş Saka-İskit dünyasının içinde yer alan, savaşçı geleneği güçlü, hareketli ve dışarıdan bakıldığında “kontrol edilemez” görünen bir topluluktur ve Tomris’in iktidarı, bu sert dünyanın içinde yalnızca soya değil, karar alma gücüne ve savaş yönetme yeteneğine dayanır. Tomris’in tarih sahnesine çıkışı, bir eşin ölümüyle başlar; ancak bu başlangıç, birçok anlatıda olduğu gibi bir geri çekilme ya da gölgede kalma hikayesine dönüşmez, aksine bozkırın yazısız kuralı işler ve iktidar, onu taşıyabilecek olana geçer; Tomris, dul bir kraliçe olarak yalnızca tahtı devralmaz, aynı zamanda halkının kaderini de omuzlarına alır.

Bu noktada tarih, onu bir sınavla karşı karşıya bırakır; Pers İmparatorluğu’nun kurucusu ve çağının en büyük stratejistlerinden biri olan Kyros, doğuya doğru genişlerken bozkırı da imparatorluğun doğal uzantısı olarak görür ve Tomris’e gönderdiği evlilik teklifi, romantik bir jestten çok, siyasi bir yutma girişimidir; Tomris bu teklifi reddettiğinde ise mesele artık kişisel değil, iki dünya görüşü arasındaki kaçınılmaz hesaplaşmaya dönüşür. Tomris’in Kyros’a gönderdiği mesajlar, onu yalnızca bir savaşçı değil, bilinçli bir siyasal akıl olarak da gösterir; çünkü o, karşısındaki gücü küçümsemez, fakat onun açgözlülüğünü de açıkça teşhir eder, sınırlarının ötesine geçmemesini önerir ve bu öneri, aslında tarihin nadiren duyduğu bir uyarıdır: “Her büyüme meşru değildir.”

Savaş başladığında, anlatının tonu sertleşir; Kyros’un kurduğu ilk tuzak, bozkır savaşçılarının alışık olmadığı bir zayıflığı hedef alır ve bu tuzak, Tomris’in oğlunun esir düşmesi ve ardından ölümüyle sonuçlanır; işte bu an, Tomris’in hikayesini sıradan bir savunma savaşından çıkarıp varoluşsal bir hesaplaşmaya dönüştürür. Ancak Tomris’in öfkesi, kör bir yıkıma evrilmez; onun öfkesi, yön bulan bir iradeye dönüşür ve ikinci büyük çarpışmada, Massaget ordusu bozkırın tüm avantajlarını kullanarak Pers kuvvetlerini yıpratır, çevreler ve sonunda Kyros’un ölümüne uzanan süreci başlatır; bu, antik dünyanın en güçlü imparatorlarından birinin, fetih ideolojisinin sınırına çarpmasıdır.

Tomris Hatun’un Kyros’un ölümünden sonra söylediği rivayet edilen sözler, tarih boyunca tekrar tekrar anlatılır, resmedilir ve yorumlanır; bu sözlerdeki sertlik, kişisel bir intikamdan çok, savaş ahlakına dair bir hüküm gibidir, çünkü Tomris için mesele yalnızca bir düşmanı yenmek değil, hileyle, açgözlülükle ve ölçüsüzlükle kurulan iktidarın bedelini ödetmektir. Onu diğer tarihi figürlerden ayıran en önemli nokta da burada ortaya çıkar: Tomris Hatun bir fetih imparatoriçesi değildir, yeni şehirler kurmaz, sınırları sürekli genişletmez, adını haritalara kazımaz; onun büyüklüğü, korunan sınırda, durdurulan ilerlemede ve bozkırın özgürlüğünün teslim edilmemesinde yatar.

Bu nedenle Tomris, tarih kitaplarında uzun fetih listeleriyle değil, tek ama sarsıcı bir eylemle hatırlanır; imparatorlukların doğal ve kaçınılmaz sayıldığı bir çağda, “hayır” diyebilmiş bir iradenin sembolü olarak. Bugün Tomris Hatun’a baktığımızda, onu yalnızca “savaşçı bir kadın” olarak okumak eksik kalır; o, iktidarın cinsiyetten değil meşruiyetten, gücün sayıdan değil denge ve kararlılıktan, tarihin ise yalnızca yazanlardan değil, direnenlerden de oluştuğunu hatırlatan bir figürdür.

Bozkır rüzgarının taşıdığı bu hikaye, yüzyıllar sonra bile aynı soruyu fısıldar:
Büyüyen her güç haklı mıdır, yoksa bir yerde durması mı gerekir.
Tomris Hatun’un adı, işte tam bu sorunun cevabında yaşamaya devam eder.